Hrant, bu toprağın insanıydı. Mangal yürekli, ince gönüllü, vicdan ne ise, onun mücessem haliydi. Bir-iki gündür onu yazmak için yazıya oturmaya her kalktığımda, başıma dikiliyor. Siluetini görüyorum. Yüzünde o pek tanıdık muzip ifadesi, sesinin tınısı şu anda bile kulağımda çınlıyor ‘ulan’ derken; söyleyeceğini söylemeye başlarken…
Öyle bir ‘ulan’ki, o söylediği vakit, onun ağzından söylendiğinde, ‘sevgi-kardeşlik-arkadaşlık’ namına söylenmiş ‘en lirik’ sözcük halini alıyor; ‘ulan’ diyor “10 Kasım’lara benzetmeye başlattınız şu 19 Ocak’ları”…
Öyle gerçekten. Unutulmak istenmeyen ya da unutturulmak istenmeyen unutulmaz özel insanlar için ölüm yıldönümleri bir ‘ritüel’ halini alır. Bu yüzden, her yıl olduğu gibi bu yıl da, 19 Ocak günü yani yarın öğleden sonra saat üçte düştüğü yerde Hrant için bir araya geleceğiz.
Düştüğü yerde. Agos’un önündeki kaldırımın üzerinde.