Davutoğlu'nun samimiyetsizliği Paris'te zirve yaptı
D

 


cenk sidarCENK SİDAR* 

cenksidar@gmail.com

@cenksidar

Pazar günü Paris’te birçok dünya lideriyle Fransa’nın farklı dinlerinin temsilcisi halklar Charlie Hebdo saldırısına karşı dayanışma amacıyla bir araya geldi. Liderler karikatüristlerin çizdiklerinden ötürü katledilmesine, ifade özgürlüğüne saldıranların temsil ettiği tahammülsüzlük, vicdansızlık ve kötülüğe karşı ses çıkarmak,  ifade özgürlüğü ve demokrasiyi savunmak için Paris’te kol kola yürüdü.

Kendi sicillerini unutarak yürüdüler

Bu saldırılarla zararın en çok İslam dinine ve halkların kardeşliğine yapıldığı pankartlarda ve sloganlarda defalarca vurgulandı.  Tarihi ve anlamlı bu yürüyüş kuşkusuz uzun yıllar zihinlerde yer edinecek. Halkın sokaklarda Liberte! Liberte!’ diye sloganlar atması, Avrupa’da yaşanan bütün ekonomik, siyasi ve kültürel krizlere rağmen Avrupa idealinin ve birlikte yaşama arzusunun hayatta olduğuna dair umutları güçlendiriyor.

Yürüyüşe kendi ülkelerinde ifade özgürlüğü ve muhalefete tahammülsüzlükleriyle ün salmış Türkiye, Rusya ve Mısır hükümetleri de katıldı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov kendi sicillerini unutarak ifade özgürlüğünü belki de en ikircikli, tartışmalı ve uç boyutuyla savunan Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıya karşı yürüdüler.

Davutoğlu’nun ‘ifade özgürlüğü’ diye yürümesi sindirilmesi zor bir durum

İsmi yukarıda geçen ve katılımı eleştirilen liderlerin samimiyetsizliği her birinin kendi kimliği ve ülkesinin özelinde tartışılabilir. Biz Paris’te ülkemizi yani bizi temsil eden Davutoğlu`nun samimiyetini irdeleyelim:

Türkiye Cumhuriyeti`nin üst düzey katılımı önemli. Aksi zaten düşünülemezdi. Gelecekte bir gün gerçek bir demokrasi olabildiği ve laik devlet yapısını koruyabildiği takdirde Türkiye bütün radikal ideolojilere karşı bir panzehir olabilir.

Burada esas sorun demokrasi ve özgürlükler konusunda sicili hiç de temiz olmayan AKP hükümetinin lideri Davutoğlu’nun yürüyüşe katılımının ortaya koyduğu samimiyetsizlik ve çelişki…

AKP hükümetinin ve temsilcisi Ahmet Davutoğlu’nun ülkede demokrasinin ve özgürlüklerin bütün kalelerini tek tek zapt edip çökertirken, Paris`te yüzüne takındığı sahte ve sevimsiz tebessümle ‘ifade özgürlüğü’ diye yürümesi sindirilmesi zor bir durum.

Davutoğlu Paris’te vicdanı rahat bir şekilde yürüyebildi mi?

Charlie Hebdo ifade özgürlüğünü en tartışmalı boyutuyla savunan, hatta dini değerlerle dalga geçmeyi  bile ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alan bir yayım organı. Buna katılan da olur katılmayan da…

Bu tartışmalı ve belki de ‘uç boyutu’ şimdilik bir yana bırakıp, ifade özgürlüğünü daha yumuşak bir zeminde, mesela yolsuzlukları konuşabilmek/yazabilmek, sosyal medyaya erişebilmek, yahut sokaklarda yürüyüş yapabilmek seviyesinde ele alalım. Bu her demokratın üzerinde anlaşabileceği bir asgari koşul olmalı, yahut olmalıydı…

Davutoğlu pek de hoşlanmadığı Batı medeniyetinin beşiği Paris’te yürürken acaba kendi hükümetinin medya ve ifade özgürlüğüne karşı uyguladığı baskıları aklından geçirdi mi?

Kaç gazetecinin muhalif duruşları nedeniyle tutuklandığını, ihale verilen işadamlarından paralar toplanarak yandaş-havuz medya kuruluşlarının oluşturulduğunu, vergi cezalarıyla yayın kuruluşlarına el konulduğunu, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına yayın yasağı getirildiğini, ifade özgürlüğünün günümüzdeki en temel enstrümanı olan Twitter gibi  sosyal medya kanallarının kapatıldığını aklından çıkararak vicdanı rahat bir şekilde yürüyebildi mi? Pek sanmıyorum…

Karısını döven kocanın ‘kadına şiddete hayır’ mitingine katılması gibi bir şey!

Kendisini Başbakanlık koltuğuna oturtan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi direnişindeki siyasi duruşu ve sokakta bunu eylemleriyle ifade etmesi nedeniyle katledilen çocuklardan biri olan Berkin Elvan’ın annesini bir mitingde topluluğa yuhalatması, bu cinayeti meşrulaştırması, yürürken Davutoğlu’nun içini cız ettirmedi mi?

Birkaç hafta önce memleketi Konya’da Cumhurbaşkanına yönelik ifadelerinden ötürü sadece 16 yaşındaki lise öğrencisi Mehmet Emin Altunses’in göz altında tutulmasını arka saflardan ön saflara yani yanlarına geçmek için fiziki mücadele verdiği Batılı siyasi liderlere açıklayabilir miydi?  Katledilen karikatüristlerle yüz yüze gelse sicilinin hesabını verebilecek miydi?

Davutoğlu`nun Paris`te ifade özgürlüğü yürüyüşüne katılması, evde sürekli karısını döven kocanın ‘kadına şiddete hayır’ mitingine katılması gibi bir şey!

Charlie Hebdo`nun mezarına tükürülmesine müsaade edemeyiz

Paris’teki bu çelişki ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ (RWB) örgütü tarafından yapılan yazılı açıklamayla gündeme sert bir şekilde getirildi. Açıklama şu şekilde:

“Hangi temelde basın özgürlüğünün katili rejimler Paris’e gelerek  ifade özgürlüğünü radikal olarak savunan Charlie Hebdo`ya destek veriyorlar?

Sınır Tanımayan Gazeteciler, gazeteci ve blog yazarlarının sistematik olarak yargılandığı Mısır`ın (RWB Küresel Basın Özgürlüğü endeksinde 180 ülke içerisinde 159.sırada), Rusya`nın (148.), Türkiye`nin (154.) ve Birleşik Arap Emirlikleri`nin (118.) yürüyüşteki varlığını görüp dehşete düşmüştür.

Gazetecileri susturan ülkelerin temsilcileri eğer mevcut hissiyattan avantaj sağlayarak uluslararası imajlarını düzeltmeyi amaçlıyorlarsa ve ülkelerine dönünce baskıcı rejimlerine devam edeceklerse bu kabul edilemez bir durum.

Biz ‘özgür basının’ katillerinin Charlie Hebdo`nun mezarına tükürmesine müsaade edemeyiz.”

Teröristlerin bir gün Türkiye’ye de tehdit yaratmayacağının garantisi yok

İşin özgürlükler ve demokrasi boyutundan gene Davutoğlu’nun sorumlu olduğu dış politika meselesindeki tercih ve duruşların niteliğine geçelim:

Charlie Hebdo saldırılarını gerçekleştiren Radikal teröristlere benzer binlerce İslamcı teröristin Esad’ı devirmek uğruna Türkiye üzerinden Suriye`ye geçmesine Davutoğlu göz yumdu. (Paris şüphelisi Hayat Bumedyen’in de Türkiye üzerinden Suriye`ye geçtiği iddia ediliyor.)

Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a geçenler silah ve savaş eğitimi aldılar. Bazı iddialara göre hükümet Esad ile savaşan bu gruplara silah yardımı yaptı. Bu doğrultuda onlarca kanıt ortaya kondu, raporlar yazıldı. Suriye ve Irak’ta savaşan ve iyice radikalleşen teröristlerin bir gün Türkiye’ye de tehdit yaratmayacağının hiçbir garantisi yok.

IŞİD meselesine bakalım: Hükümet altından girdi, üstünden çıktı, IŞİD ile uluslararası mücadeleye Esad’ı bahane ederek katılmadı. Uluslararası koalisyonun etkili bir şekilde kurulmasına çomak soktu. Kimsenin diyalog kuramadığı, günübirlik kafa kesen örgütle ‘al gülüm ver gülüm’ samimiyetinde rehine takasları yaptı.

Basil Hasan benzer bir saldırı düzenlerse Davutoğlu bunun hesabını verebilir mi?

Aynı Charlie Hebdo katliamında olduğu gibi dini motiflerle Danimarka’da yazar Lars Hedeggard suikast teşebbüsünde bulunduktan sonra Türkiye’de gözaltına alınan Basil Hasan’ın gözaltında kaybolduğu biliniyor. Danimarka makamları Hasan’ın rehine takasında IŞİD’e geri verildiğini iddia ediyorlar. İngiltere de iki teröristin Türkiye’nin elinden kaybolduğu ve IŞİD’e geri verildiğini iddia etti. Basil Hasan ortaya çıkıp IŞİD adına gene benzer bir saldırı düzenlerse Davutoğlu bunun hesabını verebilir mi? Veremez!

Paris saldırılarını Davutoğlu Hükümetinin terörist demekte başlarda zorlandığı IŞİD’i vahşi ve ‘çok radikal’ bulan El Kaide gerçekleştirdi. IŞİD`in yanında El Kaide daha ‘yumuşak’ yani IŞİD’in yapabileceklerini bu aşamada hayal etmek bile oldukça güç.

İç siyasette de dış politikada da Davutoğlu retoriği hiç terk etmedi. Akademik maskesini yüzünden ve söylemlerinden eksik etmeyerek sevgi, dostluk ve barış mesajları verdi fakat gerçekte tam tersini yaptı.

Dış politikada diyalog  diyen Davutoğlu, AKP hükümetinin izlediği şiddet ve nefret söylemli politikalar nedeniyle bölgedeki çoğu büyükelçiliğini kapatmak zorunda kaldı.

Söylem-eylem çelişkisi artık Davutoğlu ile özdeşleşti

‘Komşularla sıfır sorun’ dedi ülke neredeyse bütün komşularla ‘düşman’ oldu.  Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dış politikaya ve ülkeye en çok zararı veren dışişleri bakanı oldu fakat başbakanlıkla ödüllendirildi. Başbakan olduktan sonra “Kardeşimiz olsa hırsızlık yapan kolları koparırız” dedi, bırakın cezayı, ismi geçen bakanların Yüce Divan’a bile gönderilmemesine gıkını çıkarmadı.

Akademik kariyeri ve siyaset hayatındaki söylemleri hırsızlığın üstünü örtmeyle, sansürle, yavrusunu kaybetmiş bir anneyi  yuhalatmayla, Alevi-Sünni ayrımını tetiklemeyle ve toplumu kutuplaştırmayla çelişiyor. Bu çelişkiye daha onlarca örnek vermek mümkün…

Dilinden düşürmediği ağdalı ifadesiyle ‘kadim medeniyetimizin’ kültürel ve ahlaki kodları da izlediği siyasetle çelişiyor. Ama samimiyetsizlik ve söylem-eylem çelişkisi artık Davutoğlu ile özdeşleşmiş durumda.

Davutoğlu’nun ihaneti sadece kendi kimliğine ve akademik geçmişine değil!

Siyasetçilerin sözlerini tutmaması ve konjonktürel gelişmeler doğrultusunda sağa-sola savrulması siyasette, özellikle Türkiye`de pek anormal karşılanmaz. Ama bütün akademik kariyerini ve siyasetini değerler ve ilkeler üzerine kurduğunu iddia eden ve bu eksende siyaseten güçlenen Davutoğlu’nun tam tersi istikamete savrulması siyasette bile normal görülemez. Paris yürüyüşüne katılmasını bu samimiyetsizliğin ve çelişkili kariyerinin zirve noktası olarak görmek yanlış olmaz.  Tabi şimdilik…

Davutoğlu’nun bu çelişki ve samimiyetsizlikle yaptığı ihaneti sadece kendi kimliğine ve akademik geçmişine değil!

Paris’te hükümetinin temsil etmediği, savunmadığı, ‘baş belası’ olarak gördüğü ve hatta katlettiği değerler için yürüyerek demokrasiye,  insanlığa, otoriter ve baskıcı rejimi nedeniyle kendi ülkesinin ekonomi ve siyasetine de ihanet etmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da bir noktada bu çelişkileri görüp, samimiyetsiz, otoriter ve yolsuz siyasetin ülkenin geleceğine zarar vermesine izin vermeyecektir.

*Küresel Danışmanlar (SGA) şirketinin kurucusu ve yöneticisi, ‘Türkiye Rüyası Yeni Siyaset’ kitabının yazarı