
H. Ayhan Tinin / Sanat da var / Tiyatro
insanatinart@gmail.com
Genellikle İ.Ö 300 yılından bu yana öyle olur.
Bugün Dünya Tiyatrolar Günü.
Yazının olmadığı ilkel toplumlara kadar uzanan tiyatroyu; yazık ki son üç yılda ekonomik felaketleriyle anıyoruz.
Evrenin, insanın ve insanlığın başına gelenler, üç bin yıldan bu yana hikâye anlatıcılarının emeğiyle yine sahneden insana gösteriliyor.
Farkına varsın diye…
Antropologlar yazının henüz olmadığı ilkel dönemlerde toplulukların devamlılığını sürdürmekteki en önemli araçlardan biri olan ritüelin, tiyatronun da başlangıcı olduğunu söylüyorlar.
Topluluklarda birkaç amacı var ritüelin…
Öncelikle geçmiş dönemlerde edinilen bilgilerin sonraki kuşaklara aktarılması.
Bu aktarım mevsim dönümlerinden, toprağı işleme zamanlarından; evrenin nasıl oluştuğuna ya da insanın varlığına kadar çok geniş bir yelpazeyi içeriyor. Bu anlamıyla ritüellerin ezoterik bir yapısı da var.
Yalnızca varlık kültürüne dönük değil ritüelin anlattıkları, aynı zamanda o topluluğun geleneklerini kuşaklar boyunca yaşayabilmesi için de paylaşılıyor.
Diğer taraftan erginlenme törenleri var. Belirli bir olgunluğa gelmiş topluluk üyelerini bilgi aktarıcı olarak belirlemeye ve eğitmeye yarıyor.
İlkel toplulukların kahinleri, ‘ihtiyar heyeti’ diyebileceğimiz yaşlıları ve ‘rahip’ adı verilen sır sahipleri de ritüellerin denetleyicileri. Yani sergilenen ritüelin dansları, hareketleri ve şarkılarının belirli bir anlamı ve kurgulanmış bir düzeni var.
Bu düzeni bilen ve hakkıyla uygulayanların edimlerinden, adı konmamış ilk ‘oyuncu’ tanımlarına ulaşıyoruz.
Antik Yunan’a geldiğimizde özellikle Antik Mısır’dan fazla ögeyi kültürüne katan toplumda tiyatronun yavaş yavaş bugünküne benzeyen bir biçim aldığını görüyoruz. İ.Ö 300’e kadar uzanıyor tiyatronun izi sürülebilen varlığı…
İlk kuralları ise Aristoteles ‘Poetika’ adlı eserinde ortaya koyuyor.
“Eylemin taklidi, kendisi değil” diyerek tiyatronun dramatik yapısının temellerini de atıyor.
İ.Ö 5 yy Antik Yunan tiyatrosunun en parlak çağı… Anadolu’nun ve dünyanın dört bir yanına yayılmış kalıntılarda yarım daire biçiminde konuşlanmış, ilk tiyatro yapılarını görüyoruz.
Diyonizos şenlikleri, o dönem gösterilerinin genel ismi…
Tanrı, insan, iyilik, kötülük, kadın ve erkek ilişkileri, aile, çatışmalar, ihanetler, aldatmalar, ölümler… İnsana ait her şey tiyatronun içinde var.
Aslında öyküler benzer, ancak ele alma biçimi dönemden döneme, yazardan yazar değişiyor.
Ancak Homeros’un destanlarındaki zenginlik her zaman ana esin kaynağı olmaya devam ediyor.
Tragedya, komedya türlerini, simetrik yüz maskelerini görmeye başlıyoruz.
Daha da önemlisi öğreniyoruz ki; her kent sakininin tiyatroya gitmek ya da o dönemin deyişiyle ‘kentin Diyonizos şenliklerine katılmak’ asli görevi… Kent yönetimi bunu zorunlu tuttuğu gibi ekonomik durumu bu katılıma yetmeyenlere destek veriyor.
Yani öyle elektrik borcunu, kirasını ödeyemediği için haciz gelen ya da kapanan tiyatro yok!
Bugün Dünya Tiyatrolar Günü…
II.Theodosius’un İstanbul’da felsefe, hitabet, gramer dersleri veren ‘Auditorium’u kurduğu gün aynı zamanda…
Beklenmedik bir şey olsun diye bekliyoruz.
Devlet ve kurumlarının tiyatro sanatına sahip çıkmalarını…
Oyuncuların sanatlarını sergileyebilmelerinin sosyal medyadaki takipçi sayısına bağlanmamasını…
Ancak onların da “Fasulyeciyan’ın tiradı” dendiği zaman neden bahsedildiğini anlamasını…
Tiyatrocuların birbirini yemediği, güç birliği yaptığı sivil girişimleri…
Kulis terbiyesini, sahne adabını, usta-çırak ilişkisini, ikinci hatta üçüncü kuşağa kalan tiyatro topluluklarının oluşturduğu gelenekleri…
Bugün beklenmedik bir şey olsun.
Dünya Tiyatrolar Günü Kutlu olsun.