CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, olası Ukrayna-Rusya savaşının en çok Türkiye’ye zarar vereceğini söyledi.

Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri, adalet vurgusuna önemli bir yer ayırdı.
Tunceli’de 5 Ocak 2020’den beri haber alınamayan Gülistan Doku, gazeteci Sedef Kabaş, iş insanı Osman Kavala, HDP’li Selahattin Demirtaş ve askeri öğrencileri hatırlattı.
Kılıçdaroğlu, Rusya-Ukrayna arasında artan gerilime de dikkat çekerek, “Bölgemizde savaş istemiyoruz” dedi, en büyük zararın Türkiye’ye zarar vereceğini vurguladı.
CHP lideri, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin bir kez daha anlaşıldığını belirtti.
Montrö mesajı
Sözleşmenin tartışmaya açılmasını ‘ihanet’ olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu, “Birileri Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açarsa bunun doğuracağı vahameti 84 milyonun bilmesi lazım” dedi.
Ankara’da 28 Şubat’ta altı siyasi partinin yapacağı ‘parlamenter sisteme dönüş’ açıklamasını bir kez daha gündeme getiren CHP lideri, altı partinin bir araya gelişinin iktidarın hoşuna gitmediğini söyledi.
AKP’den gelen “Bakanlık paylaşılıyor” açıklamalarına cevap veren ana muhalefet lideri “Yok öyle bir şey, değerli bir birlikteliği toplumun önüne koyacağız” dedi. Çalışmayla Türkiye’nin bölgesinde itibarlı hale geleceğini vurguladı.
Konuşmasının bir bölümünü adalet vurgusuna ayıran Kılıçdaroğlu, hukuki süreçlerin ‘intikam duygusu’yla çalıştığını savundu.
Ana muhalefet lideri iktidarı eleştirenlerin tutuklandığını hatırlatarak, “Sedef Kabaş bunlardan bir tanesidir. Bir gazetecidir. Eleştiri hakkını kullanmıştır. 12 yıl hapisle yargılanıyor. Aslında tutuklanmaması lazım. Ülkede demokrasi olmadığı için içeride tutuluyor. Sadece o mu hayır. Osman Kavala da öyle, Selahattin Demirtaş da öyle, askeri öğrenciler de öyle…” dedi.
‘Vicdansızlık!’
Ekonomik krizin derinleştiğini ve iktidarın çözüm getiremediğini söyleyen ana muhalefet lideri, paylaştığı anket sonuçları ile asgari ücretlilerin geçinemediğine dikkat çekti: “’Yeni maaşınızla birlikte aralık ayına göre ekonomik durumunuz ne yönde değişmiştir?’ diye soruluyor. ‘Daha rahat geçiniyorum’ diyenlerin oranı yüzde 9.2, ‘Geçimimde bir değişim olmadı’ diyenlerin oranı yüzde 33.6, ‘Daha zor geçiniyorum’ diyenlerin oranı yüzde 57.2 olmuş.”
CHP’li belediyelerin topladığı yardım paralarına el konulmasına tepki göstererek, yapılanları ‘vicdansızlık’ olarak nitelendirdi.
İktidarın yerel seçimlerde “CHP’ye oy verirseniz sosyal yardımlar kesilir” propagandası yaptığını hatırlatarak, tersinin yaşandığını söyledi: “İBB’ye bağış olarak verilen 6 milyon 200 bin liraya el koydular. Fakire gidecek paraya el koyuyorsunuz. Bunun adı vicdansızlıktır. ‘CHP’ye oy vermeyin sosyal yardımlar kesilir’ diyorlardı. Bu kadar büyük iftiralarla karşılaştık ama tam tersi oldu. Belediyelerimizin bulunduğu yerlerde hiçbir çocuk yatağa aç girmedi, herkese ulaşıldı.”
Emeklilikte Yaşa Takılanlar(EYT) ve muhtarların yaşadığı sorunlara ayrı bir başlık ayıran ana muhalefet lideri, iktidarın sorunları görmezden geldiğini belirtti. İktidara geleceklerini ve sorunları temelden çözüme kavuşturacaklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı sözünde durmamakla suçladı: “Muhtarlar, ‘Koskoca cumhurbaşkanı söz verdi. Hani her dediği oluyordu? Koskoca adam söz verdi, sözünde durmadı’ diyorlar. Bugüne kadar hangi sözünde durdu ki bu sözünde dursun? Lafa gelince bol, at işkembeden…”
Enflasyon açıklamalarıyla gündem haline gelen AKP Grup Başkanvekili Mehmet Emin Akbaşoğlu’nu eleştiren Kılılçdaroğlu, “Akbaşoğlu, müthiş matematikçi gerçekten, kendisini kutlamak lazım. Dünyayı ne kadar yakından izliyormuş. Yakında Maliye Bakanı olabilir… İşin şakası bir tarafa, bunları üzülerek söylüyorum hayatımızın gerçeği. Dünyadan kopuk, kendi ülkesinden kopuk, vatandaşın derdinden kopuk… Aklını kiraya vermiş bir kişi milletvekili olamaz. Keşke bunun için dava açsalar. Mahkemede vekil olmadıklarını ispat ederiz” ifadelerini kullandı.
‘Ne demek gitmez…’
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
* Genelde şöyle söyleniyor: ‘Bunlar asla gitmez!’ Ne demek asla gitmez! Onları tıpış tıpış milletin iradesiyle göndereceğiz. Gitmezler lafını kullanmak kadar yanlış bir şey yok. Niye gitmesinler. Dünya kime bâki kaldı?
Türkiye’nin sorunlarını biliyoruz ama hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın Türkiye’nin çözülmeyecek hiçbir sorunu yok. Sorunları çözeceğiz diyerek iktidar olanlar sorunların üzerine yerine yeni sorunlar eklediler. Türkiye sorunlarını çözmüş bir ülke olmaktan çıktı sorunlar yumağı içinde çırpınan bir ülke haline döndü. Sorunları çözemiyorsa yapacakları tek iş sandığı milletin önüne getirmek.
* 5 Ocak 2020’de Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku’nun ailesi burada. Gülistan Doku’nun eğer kaybol süreci aydınlatılmamışsa o zaman iktidar sahiplerinin çıkıp bunun hesabını vermeleri lazım. Biz faili meçhuller istemiyoruz. 21. yüzyılın Türkiye’sinde faili meçhuller istemiyoruz. Hala Gülistan Doku bulunamıyorsa bir sorunumuz var demektir. İnsan Hakları açısından da bir sorunumuz var demektir. Aile bizim temel taşımızdır. Aradan uzun zaman geçmesine karşın hala bulunamıyorsa ailenin devlete, iktidara olan güveni sarsılır. Üstümüze düşen Gülistan Doku’nun nerede olduğunu bulmaktır.
* Demokrasi konusunda çok sorunumuz var Türkiye’de. Demokrasinin olmadığını hepiniz biliyorsunuz. Ufak tefek kırıntılar kalmış. AYM kararları uygulanmaz, anayasanın öngördüğü temel kurallar, ilkeler uygulanmaz, AİHM kararları uygulanmaz, üst mahkemenin kararına alt mahkeme uymaz, uymayanlar terfi ettirilir… Süreç hukuk içinde değil intikam duygusuyla çalışılıyor. Eğer birisi, iktidar sahiplerinden birini eleştiriyor ve bu eleştirinin dozu biraz yüksekse yakalanması, gözaltına alınması, tutuklanması ve aylarca hapiste tutulma tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz. Sedef Kabaş bunlardan bir tanesidir. Bir gazetecidir. Eleştiri hakkını kullanmıştır. 12 yıl hapisle yargılanıyor. Aslında tutuklanmaması lazım. Ülkede demokrasi olmadığı için içeride tutuluyor. Sadece o mu hayır. Osman Kavala da öyle, Selahattin Demirtaş da öyle, askeri öğrenciler de öyle… Şunu söyleyeyim. Devleti adalet içinde yönetirseniz bütün taşlar yerine oturur. Devlette adaleti sağlamaya geliyoruz. Bu ülkede herkes huzur içinde yaşayabilsin.
‘Türkiye zarar görür’
* Bölgemizde bir savaş istemiyoruz. Savaşın acımasızlığını en iyi bizim tarihimiz anlatır. Bölgedeki bir savaşın Türkiye’ye büyük zararlar vereceğini hepimiz biliyoruz. Tarafları sağduyuya davet etmek, bir savaşı önlemek sadece insan olarak bizim değil bütün dünyanın ortak talebi olmalıdır.
* Böyle bir savaş çıkarsa en büyük zararı görecek ülkelerden birisi Türkiye’dir. Rusya bu süreç içinde 2014’e göre daha güçlü bir şekilde sahneye çıkmış durumda.
* Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açmanın nasıl bir ihanet olduğunu topluma anlatmak için. Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin, bölgenin, dünyanın güvenliği açısından son derece değerlidir. Tarihi bilmeyen birileri Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açarsa bunun doğuracağı vehameti 84 milyonun bilmesi lazım.
* Asgari ücret artışı hiçbir şey getirmemiş. Daha asgari ücret artışını almadan mutfağını alev sarmış. Cebindeki para zaten erimiş. Yüzde 57.2’si daha zor geçiniyorum noktasına gelmişse iktidar sahiplerinin düşünmesi lazım. 4 milyon vatandaşımız bankalara borcunu ödeyemedi. İcradaki dosya sayısı 23 milyonu aştı.AK Parti’den bir şey beklemeyin zaten MHP toplumla hiç ilgilenmez. Siz hiç MHP’nin esnafın derdiyle ilgili bir sorunu gündeme getirdiğini duydunuz mu? Siz hiç işsizlerin derdini dile getirdiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. Tek görevleri var saraydan aldıkları talimatın gereği olarak 19 Mayıs hareketleri yapmak, el kaldırıp indirmek o kadar…
Hedeflerini anlattı
* Çayda destekleme ödemeleri var. 2016’dan bu yana destekleme ödemeleri hiç değişmemiş. Kilo başına 13 kuruş. Demek ki saray ‘Rize’de ve Artvin’de hiç enflasyon olmadı’ diyor. Rize’ye ve Artvin’e, çay üreticilerine sesleniyorum. Sizin hakkınızı teslim edecek partinin adı CHP’dir. Rize’ye gittiğimde söylediğim bir de kaçak çay belası var biliyorsunuz. Şimdi TBMM’de söylüyorum. Millet İttifakı’nın iktidarında bütün kaçak çayları toplayıp Rize Meydanı’nda yakacağım.
* Ayın 28’inde bir toplantı yapacağız. Millet İttifakı olarak artı 6 siyasi partinin genel başkanı bir araya geleceğiz. Daha önce hazırladığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemden neyi kastediyoruz, neyi amaçlıyoruz bu kamuoyuyla paylaşılacak. Bütün çalışmalar yapıldı. Toplumun en duyarlı kesimleri, meslek kuruluşları, barolar, STK’lar davet edildi. 6 genel başkan orada olacağız. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ne demektir? Hedeflediği nokta şudur; Devletin yapılanmasında adalet. Adaleti sağlamazsanız zaten devleti yönetemezsiniz. Bir devlet böyle sorumsuzca yönetilemez. Devletin bilgiyle, birikimle, deneyimle yönetilmesi için hakkın, hukukun ve adaletin sağlanması lazım. O nedenle 28 Şubat Pazartesi günü saat 13:30’da altı partinin genel başkanı bir araya geleceğiz. Bizim bir araya gelmemiz birilerinin hoşuna gitmiyor ben gayet iyi biliyorum. ‘Bakanlık paylaşılıyor’ falan filan… Kendi yaptıkları açmazları bize mal etmeye çalışıyorlar. Öyle bir şey yok.