Mümtaz’er Türköne, Zaman Gazetesi’nde dünkü köşesinde “Parti cemaati mümkün mü?” diye sordu. Türköne şöyle diyor: “Ortak payda ‘dindarlık’ olduğuna göre rakipler belli. Böyle bir kararı verirseniz iki şeyi aynı anda yapmaya başlarsınız. Devlet imkânları ile kendi cemaatinizi genişletmeye çalışırsınız; aynı şekilde rakip cemaatleri yine devlet imkânları ile yok etmeye girişirsiniz.” Türköne’ye bu yazıyı AKP hükümeti- Gülen cemaati savaşının yazdırdığı aşikâr.
Erdoğan tüm cemaatleri karşısına almış değil, hatta cazip öneri ve fırsatlar sunarak öncelikle birlikte hareket etmeyi öneriyor. Bunda büyük ölçüde başarılı da oldu. Yani cemaatlerin çoğunun AKP ve Erdoğan’la sorunu olduğu algısı doğru değil.
Tam da burada Türköne’nin yazısının esas sorusuna gelebiliriz. Asıl soru şu olsa gerek: Erdoğan-Gülen savaşını tetikleyen olay, Erdoğan’ın devlet imkânlarıyla cemaatleşme arayışı mıdır, yoksa Gülen’in cemaat imkânlarıyla devlette iyice etkili, hatta belirleyici olma arayışı mı?