Neoliberal doktrinin sivil toplumculuğuna bu denli kurnazlıkla katkıda bulunan başka bir iktidar herhalde yoktur. Siyasi iktidarın kontrolü atındaki veya hizmetindeki tarikat ve cemaatlere eğitimi parça parça hibe etmek ve böylece özelleştirmede faz atlamak da her ülkeye nasip olmaz!
Bu mantalite sayesinde devlet tarafından finanse edilip kamusal bir hizmet olması gereken eğitim, tarikat ve vakıfların hem av sahası hem de kâr kaynağı haline getirilmiştir.
Her facia öncesinde, yurt sahipliğini aklamak için hazırda tutulan psikolojik bozukluk raporu cinneti münferit göstermeyi amaçlar. Ama artık bu eskimiş bir yalandır. Bugün bu cinnetin mevcut yönetim tarzının olağan bir yansıması olduğu iyice göze batıyor. Sürekli olarak hayali düşmanlar üreten devlet bünyesinin, deccal avına çıkan hastalar yaratması eşyanın tabiatındandır zira. Mehmet Sami Tuğrul da münferit değil sistemik bir duygulanım bozukluğu sonucunda katledildi.
Bu raporlu bozukluk tedavi edilmediği sürece Erdoğan’ın kullandığı terimlerle gençler mankurtlaşır mı, haşhaşileşir mi bilemiyoruz ama şiddet gördükleri ya da öldükleri kesin. Yapılacak şey çok basit; tarikat yurtları kapatılsın, öğrencinin barınma sorunu çözülsün, eğitim parasız, laik ve demokratik olsun. Rant kaynaklarının vanası bağlansın.