Bugün de Türkiye’de, sadece “Saray Rejimi”nin ve çevresindeki bir avuç çıkarcı ve çıkar bekleyenin haricinde herkesin gördüğü bir gerçek vardır. Sorunlar çözülemez ve kontrol dahi edilemez noktayı geçmiş, çok daha ötelere doğru sürüklenmektedir. Muhalefetin, soğukkanlı ama bir yandan da meselelerin aciliyetini vurgulayan uyarıları da adeta “sağır kulaklara” üflenen borazan misali duymazdan gelinmektedir.
En somut örneğini de TBMM’deki bütçe görüşmelerinde görüyoruz. Başta ana muhalefetin lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, muhalif siyasetçilerin “çözümleri de somut biçimde anlatarak” yaptıkları eleştiriler, sorumsuzca bir “bağırış, çağırış, şamata, vaveyla” dalgasında boğulmak istenmektedir. Kılıçdaroğlu’nun, pazartesi günü kürsüden yaptığı ve son derece iyi hazırlandığı belli olan, iyi icra ettiği konuşması sırasında yaşananları hatırlatmaya gerek yoktur. Hatibin konuşmasının virgülüne dahi itiraz edemeyen, bir yanıt bulamayan iktidar milletvekilleri, işi çığlığa, anaokulu düzeyinde gürültüye boğmaya çalışarak “bir yerlere hoş görünmekten” medet ummanın dışında hiçbir şey yapmamıştır.