Demokrasiyi dilinden düşürmeyenler, demokrat mı?
D

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

MURAT SEVİNÇ

Hâlihazırdaki muhalefet partileri yurttaşa demokrasi vadediyor, çoğu iktidar karşıtının ağzından demokrasi kavramı düşmüyor. Muhalefet partileri, hazırladıkları program ve sistem önerilerinde, nefes alınabilir bir ülke için önerilerini, iktidar olduklarında yapacaklarını sıralıyorlar. Böyle program ve öneriler, ne kadar ayrıntılı hazırlanırsa hazırlansın ister istemez genel hatları çizer, bazı ilkelerden söz eder, buna mukabil ayrıntı içermez, çünkü pek mümkün/gerçekçi değildir. Sorunlara çözüm önerileri eninde sonunda müzakereyle ete kemiğe bürüneceği için, vaat ne kadar ayrıntılandırılırsa sözlerin tutulamaması ihtimali kaçınılmaz biçimde yükselir. Hal böyleyken, demokrasi, özgürlük, liyakat, kurumsal özerklik gibi daha ‘genel’ kavramlar rağbet görür. 

Bu durumun müzakereyi, değerlendirmeyi ve eleştiriyi kolaylaştıran bir yanı var aslında. Zira demokrasinin ne olduğu, içeriği büyük ölçüde belli ve demokrasi vadedenin o içeriği fazla eğip bükme şansı yok. Hem demokrat hem yabancı düşmanı olamazsınız, hem demokrat hem idam yanlısı olamazsınız, hem demokrat hem dinci olamazsınız, hem demokrat hem güçler birliği yanlısı olamazsınız, hem demokrat hem çoğunlukçu yönetimden yana olmazsınız, hem demokrat hem insan hakları karşıtı olamazsınız… Bir vaat olarak demokrasiden söz edenlerin, o demokrasinin asgari ilkelerini benimsemesi ve savunması şart.

Demokrasi, içinde çok sayıda irili ufaklı kuralı barındıran, genel bir ilke. Var olabilmesi asgari kurallarının tutarlılıkla savunulmasını gerektiriyor. Örneğin demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ ilkesi yargı bağımsızlığından, hukuk devletinden yanaysanız, ‘adil yargılanma’ ölçütlerini savunmak zorundasınız ve tutuklu yargılanan birilerinin -soyadı Kavala, Demirtaş, Yüksekdağ, Kozağaçlı olabilir- tutuklu yargılanma koşulları/gerekçeleri makul değilse, karşı çıkmak bir zorunluluk. Eğer hukuk devletinden yana olduğunuzu iddia ediyor ve gözünüzün önündeki adaletsizliği, üstelik bir muhalif olarak destekliyorsanız, saçma sapan gerekçeler üretip ihlalin sürmesine katkı sunuyorsanız, siz demokrat değil riyakârsınız demektir.

Yine, diyelim ortada bir AYM kararı ve hatta AİHM kararı var ve yerel mahkemeler bu kararları bağlayıcı kabul etmiyor; siz de bir muhalifsiniz ve fakat, işinize geldiği için susuyorsunuz, görmezden geliyorsunuz. Demek ki siz hukuk devletinin asgari koşullarını dahi savunmuyorsunuz ve bir kez daha, demokrat değil, siz bir düzenbazsınız. Bu basit sınamaları demokrasi ilkesinin tüm gerekleri bakımından uygulamak mümkün, evde, kendi başımıza yapabiliriz! 100 binin üzerinde insan sorgusuz sualsiz işinden edilip ‘sivil ölüme’ mahkum edildi ve kılınız kıpırdamadı mı, olup bitende bir terslik görmediniz mi, kör parmağım gözüne hukuk dışılıkları savundunuz mu, peki demokrat olduğunuzu mu düşünüyorsunuz, yapmayın, değilsiniz, aksine, siz beş para etmez bir yalancısınız.

Bir muhalif ve üstelik demokratsınız, ancak cezaevlerinde yaşananlara, kaybedilenlere, serbest bırakılmayan hasta mahkumlara sesinizi çıkarmıyor, zımni onay veriyor, işkence iddialarını pek dert etmiyorsunuz; üzgünüm, böyle birinin demokrat sıfatıyla tanımlanması mümkün değil ne yazık ki, iyi ihtimalle suskunluğu marifet bilen bir işbirlikçisiniz.

Demokratlığı hiç kimselere bırakmıyor, ancak şiddet gören, aşağılanan, sokak arası atölyelerde sömürülen göçmenlerden nefret ediyorsunuz. Aslında genel olarak yabancıları sevmiyor ve Türkiye’de yaşamalarını istemiyorsunuz, onlar hakkında bile bile yalan haber yayıyorsunuz, ama siz yurt dışında yaşamak istiyorsunuz, çünkü farklısınız, özelsiniz, seçilmiş insansınız belli ki, oysa göçmen yalnızca göçmen işte… Eşcinsel komşuya karşısınız, aynı apartman bir yana aynı mahallede bile yaşamaya tahammülünüz yok, kamusal mekanlardan dışlanmalarını talep ediyorsunuz, şeker kardeşim, siz demokrat değilsiniz ki, açıkça ayrımcı ve ırkçı eğilimlere sahip kendini bilmezin birisiniz. 

Demokrasinin kitabını yazdığınız kanısındasınız, ancak çoğu düşüncenin dile getirilmesine tahammülünüz yok, siniriniz bozuluyor ve sinirinizi hoplatan her ses kısılabilir, sizce sakıncası yok, biri Kürdistan mı dedi, canı cehenneme, peki, Meclis tutanaklarında geçen Kürdistan, Lazistan isimlerini ne yapacağız, diğeri Dersim mi, kahrolsun, ifade özgürlüğü dediyseniz o kadar da değil! Alevi bir ‘stand-up’çı sahnede Alevileri sinirlendiren bir şeyler mi söyledi, taş yok mu taş, beriki Sünnileri mi kızdırdı, eyvahlar olsun, hop dur orada, ne ifade özgürlüğü, böyle özgürlük olmaz olsun, değerlerimiz, geleneklerimiz… E hani demokrattınız, üstelik muhalifsiniz, iktidara karşısınız, peki neyine karşısınız? HDP’liler tartaklandığında hoşunuza gitmiyor değil, akademisyenler atıldığında içten içe sevindiniz, Boğaziçili hocaların eylemini takdir ediyorsunuz ama YÖK’le hiç derdiniz yok. Hiç ilginç biri değilsiniz inanın, çoğunluksunuz.

Demokrasinin ana ilkeleri belli. O ilkelerin gerektirdiği asgari işleyiş ve davranış kuralları var. Laiklik/sekülerlik, akılcılık, uzlaşma kültürü, farklılıklara tahammül, demokratik hukuka bağlılık vs. Hal böyleyken, demokrat olduğu iddiasındaki bir kişi ya da partiyi sınamak güç değil. Ayrıca bu sınama bir zorunluluk. Aksi halde demokrasi inşasıyla doğrudan ilgisi olmayan, son derece teknik ve kafa karıştırıcı sistem/hukuk gevezelikleriyle, asıl ölçütlerin gözden kaçması riski mevcut ve bugüne dek genellikle böyle oldu. 

Dolayısıyla, demokrasiden her söz edenin -sözcüğün büyüsüne kapılmadan- kastını ve vaadini anlamaya çalışmak gerekiyor. Bunun başlıca yolu, ‘teknik çözümlerin’ yaldızının biraz kazınması ve demokrasinin asgari gereklerinin sürekli hatırlatılması. Ortalama yurttaş, dünyanın hiçbir yerinde hükümet biçimlerinin özgül nitelikleriyle ilgilenmez; buna mukabil özgür olmak ister, rahat yaşamak ister, çoluk çocuğu doğru dürüst eğitim alsın ister, iyi sağlık hizmeti bekler, endişe duymamayı, ezcümle insan gibi yaşamayı arzular ve sistem tercihleri bu insani-sosyal gereksinimlere karşılık verebildiği ölçüde anlamlıdır.

Hal böyleyken, milyonlarca yurttaştan biri olarak, muhalefetin kâğıt üzerindeki vaatleriyle ve tek başına pek bir şey ifade etmeyen teknik çözüm arayışlarıyla değil, insanca yaşam için gerekli olan o ‘demokrasinin’ asgari gerekleri üzerinde bir oydaşma olup olmamasıyla ilgileniyorum. Muhalif olan, bana, sinir bozucu bulduğu düşüncelerime, yaşam tarzıma, tercihlerime tahammül gösterecek mi? Akademiyi, bilim insanlarını, yazar çizeri, sanatçıları rahat bırakacak mı, o rahatlığın koşullarını yaratacak mı? İnsanca yaşam ve demokratik bir ortam için elzem bir ücret siyaseti izleyecek mi? İç ve dış siyasette milliyetçi hamaseti terk edecek mi? 

Bakın, şu basit birkaç soru ve beklentinin olası yanıtlarının hiç biri, hükümet sistemi ile ‘doğrudan’ ilişkili değil. Bu yüzden, güçlendirilmiş parlamenter sistem vaadindeki ‘güçlendirilmiş’ sıfatı, ‘parlamenter’ sözcüğünden çok daha yaşamsal. Hal böyleyken, bıkıp usanmadan sorular sormalıyız muhaliflere, muhalefete. Demokrasi vaadinin ışıltısı gözlerimizi almamalı, onu vadetmeyen bir iktidar olmadı bu memleketin tarihinde! Muhalifin derdini, niyetini, sınırlarını, samimiyetini, ufkunu anlamaya çalışmalıyız. 

Ben milyonlarca yurttaştan biriyim. Sıradan bir yaşantım var. Düşüncemi tedirginlik duymadan dile getirmek, yazıp çizmek istiyorum. Ben ya da bir başkası, diğerlerini çok sinirlendiren düşüncesini, tedirginlik duymadan dile getirebilsin istiyorum. Siyasetçi, bürokrat ve hâkimler, burunlarını yaşam tarzıma sokmasın, demokrasilerde kabul görmüş ölçütler dışında bir gerekçeyle sözümün sınırlarını hatırlatma hakkını kendinde görmesin, istiyorum. Laik/seküler bir ülkede yaşam sürmek istiyorum. Yönetenler/idare bir inancın tarafını tutmasın, tümü karşısında yansız olsun istiyorum. Yönetime her düzeyde katılmak istiyorum. Yaşamıma ilişkin tüm kararların, hiç tanımadığım ve çoğuna saygı duymadığım birtakım bıyıklı heriflerin keyfine göre alınmasını, istemiyorum. Bu devirde, koskoca memleketin tek merkezden alınan kararlarla yönetilemeyeceğini düşünebiliyor ve bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Sahip olduğum tüm haklara, benimle aynı etnik köken ve dinden olmayanların da sahip olmasını istiyor, herhangi bir insana ‘hak ve özgürlük’ bahşetme makamında olmadığımı iddia ediyorum. Bilimin, sanatın özgür olmasını istiyorum. Başka bir ülkede YÖK gibi bir kurumun olmadığı biliyor ve üniversitelerin özerk olmasını talep ediyorum. Parasız nitelikli eğitim ve sağlık hizmetinden yararlanmak istiyorum. Çocuğumu gönderecek eli yüzü düzgün bir mahalle okulu istiyorum, onun, yaşamının daha ilk yıllarında ‘eşitsizlikle’ tanışıp bir ömrü bu berbat duyguyla geçirmesini istemiyorum…

Milyonlarca yurttaştan biri olarak, şu saydıklarım gibi son derece vasat demokratik taleplerim var. Beni, bir muhalifin bu konulardaki düşünce ve refleksleri ilgilendiriyor, hangi hükümet biçimi üzerine ne kadar uzun süre konuşabildiği değil.

İklim krizi notu: İsveçli çevre aktivisti Greta Thunberg’in Guardian gazetesindeki yazısının Türkçe çevirisi, Açık Radyo sayfasında.