
SELİM BAŞARIR
iletisim@selimbasarir.org
Aydınlanmak, sürekli olarak gerçeği ve doğruyu araştırmaya ve öğrenmeye önem vererek ve hür vicdanını merkeze koyarak, elde edilen bilgiler ışığında kendi günlük yaşamındaki tavır, tutum ve fikrî değerlendirmelerini belirlemek ve bunları toplum içinde paylaşma sorumluluğunu üstlenmektir.
Toplumsal düzen, tarihte inanç üzerine inşa edildi. İnancı en iyi anladığını, yorumladığını, uygulayacağını ve bu sayede toplumda düzen olacağını söyleyenleri toplumlar uzun süre bir rehber gibi kabullendiler ve dinlediler; bilimin ve bilginin yaygın olmadığı, iletişimin çok zor olduğu çağlarda inancı kendi adlarına yorumlama vekâleti de verdiler.
Ancak son üç asır süresinde, hem bilimsel bilgi hem toplumların tüm katmanlarında bilgi birikimi hem de ‘iletişim’ sürekli olarak arttı. Bunların sonucunda insanlar, kendi bilgi ve gözlemlerine dayanarak yaşamı yorumlamaya ve inanç konusunda kendi adlarına inanç yorumlama vekaleti edinen insanları sorgulamaya başladılar. Bu sorgulama süreci, her alanda gelişmiş olan bilimin ve asırlar içinde belirginleşmiş olan evrensel insani değerlerin asıl kılavuz olarak kabulüyle sonuçlandı, bir toplumsal anlaşma oluştu.
İnançlar özlerine uygun olarak şahsileşti, toplumların düzeni duygular ve inanç yorumlarıyla değil, bilim ve akıl yürütmeyle sağlanmaya başladı.
Aslında, bilimsel gerçeği ve doğruyu aramak, öğrenmek, uygulamak, özünde tüm inançların önerdiği hatta emrettiği bir davranıştı. İnançlar tekâmüle (gelişmeye) karşı olamazlardı, aksi halde kendileri ile çelişirlerdi.
Dolayısıyla körü körüne inanç adına hiçbir uygulama hiçbir toplumu ilelebet ‘çok geriye’ götüremeyecekti, olsa olsa bir süre tekâmülünü durduracak ve bir zaman sonra da gücünü yitirmeye başlayacaktı.
Hür vicdanlı ve hür fikirli olabilmenin değerini öğrenmiş hiçbir toplum, bir noktadan sonra kendi adına sadece inanca dayalı yaşam yorumları yapılmasına izin vermez, evrensel insani değerlere göre bir yaşam talep eder.
Bu talep, aydınlanmanın en önemli adımıdır…