Bu hafta GSYH rakamları açıklandığında en fazla dikkat çekilen noktalardan birisi de buydu. Gelir yöntemiyle GSYH hesabı yaptığımızda, yapılan üretim sonucunda elde edilen gelirin üretim faktörleri arasındaki dağılımına ulaşabiliyoruz. TÜİK tanımlarına göre buradaki 3 önemli bileşen; toplam işgücü ödemeleri, sabit sermaye tüketimi ve net işletme artığıdır. Sabit sermaye tüketimini kabaca üretimde kullanılan fiziki sermayenin cari değerindeki düşme olarak tanımlayabiliriz. İşgücü ödemeleri, büyük kısmını ücretlerin oluşturduğu işçilerin elde ettiği gelir. İşletme artığıysa net katma değerden, yani yapılan üretimden çalışanlara yapılan ödemelerle vergilerin çıkarılması ve sübvansiyonların ödenmesi sonucu bulunan rakamdır. Bu rakam brüttür, bir de yukarıda bahsettiğim sabit sermaye tüketimini çıkardığımızda net işletme artığına ulaşıyoruz. Net işletme artığı, sizin anlayacağınız şirkete kalan, ya da sermayedara kalan, hadi biraz daha düz söyleyelim patrona kalan kısımdır. 2021 2. çeyrek GSYH rakamları açıklandığında gördük ki çalışana ödenen kısım azalmış, patrona ödenen kısım artmış. Bu mesele de, haklı olarak gelir dağılımı adaletinin zaten iyi olmadığı ülkemizde eleştiri konusu oldu. Bu konudaki rakamlara biraz daha yakından bakalım. 2020 2. çeyrekte çalışanların aldığı pay %33’ken, 2021 aynı çeyrekte bu rakam %29.5’e düşmüş. (vergi düşülmüş haliyle). Net işletme artığıysa, yani patron payı aynı dönemlerde %71.2’den %74.2’ye yükselmiş. Tabii yukarıda da belirttiğim gibi bu rakamlar pandeminin en sert olduğu dönemi referans aldığından biraz daha çerçeveyi genişletmemiz gerekiyor.