LEVENT GÜLTEKİN
acikcenk@gmail.com / @acikcenk
AK Parti yöneticileri ve onlara destek veren İslamcı aydınlar, yazarlar şöyle diyorlar: “Bizler inanan insanlarız.” “Bizim bir davamız var.” “Bizde makama talip olunmaz.” “Bizde küslük olmaz.” “Biz, hakkın rızası için çalışıyoruz.”
Son olarak da Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman geçtiğimiz günlerde mealen şöyle yazdı: “AK Parti’nin lider kadrosu gerçek Müslüman. Onlarla aynı şakiledeniz (aynı dinden). Muhalefetin şakilesi farklı olduğu için Ahmet Davutoğlu’nu anlamıyorlar. Biz ‘şâkiledaşlarımızı’ anlıyoruz.”
Söylenenlere bakarsanız, hükümet mensupları ahlak abidesi insanlardan oluşuyor sanırsınız.
Değerli olan, ‘öteki’nin övgüsü, ‘taraftar’ın yergisidir
Eğer kitleye yönelik, toplumu ilgilendiren işler yapıyorsak, esas olan, bizim kendimizi nasıl tanımladığımız değil, başkalarının bizi nasıl gördüğü, nasıl algıladığıdır.
Kamu hizmeti veren veya topluma hitap eden kimseler “Ben çok çalışkan, çok zeki, çok merhametli, çok dürüst, çok adil biriyim” diyemez. Dese bile kıymeti olmaz.
Hatta değerli olan, ‘öteki’nin övgüsü, ‘taraftar’ın yergisi, eleştirisidir.
Mesela Hz Muhammed’e muarızları ‘Emin’ dediği için onu ‘Emin’ sıfatıyla anarız.
AK Partililer ise “Şöyle insanlarız”, “Böyle bir topluluğuz” diyerek kendi kendilerine övgüler diziyor.
Ya ‘bizim’ gözümüzde?
Peki, ‘bizim’ gözümüzde AK Partili yönetici ve yazarlar nasıl insanlar? Nasıl bir görüntü veriyorlar? ‘Biz’ baktığımızda ne tür insanlar görüyoruz?
Cumhuriyet tarihinde inancımıza en büyük tahribatı yapmış, namaz kılana ve başörtülüye duyulan itimadı yok etmiş bir topluluksunuz.
Dini siyasetin ve ticaretin malzemesi yapan, iktidar uğruna yolsuzluğu sineye çeken, adam kayırmayı ve hak yemeyi normal gören, en kıymetli değerimiz dinimizi çatışmanın aracı yapan, iktidar hırsıyla yanıp tutuşan açgözlü bir grupsunuz.
‘Şehirlerimiz parsel parsel satılırken’ makam için göz yummuş, sesini çıkarmamış korkak ruhlu insanlardan oluşuyorsunuz.
İktidarda kalmak için tüm değerlerimizi, hatta ülkemizi bile gözden çıkaracakmış gibi davranıyorsunuz.
Size oy veren milyonlarca temiz, dürüst insanın 40 yıllık emeğini kişisel çıkar için hovardaca harcayıp onları utandıran, başlarını önlerine eğdiren kimselersiniz.
Suriye ve Libya’daki vahşete yakıt taşıyan insanlarsınız.
Yönettiğiniz ülkeyi “Onlar Zerdüşt”, “Alevi”, “Affedersiniz Ermeni”, “Kemalist”, “Solcu”, “Ateist” diyerek etnik ve inanç temelinde ayrıştıran bir zihniyete sahipsiniz.
Demokrasi terbiyesinden yoksun, kural-kanun tanımaz, dürüstlükten nasibini almamış, nezaketi ve saygıyı öğrenememiş, insanları ayrıştıran, ötekileştiren bir siyaset erbabısınız.
Evine ekmek götüremeyen insanlarımız varken saraylarda yaşayacak, kilosu 4 bin TL’lik çay içecek kadar vicdanını yitirmiş kimselersiniz.
O çok övündüğünüz dindarlığınız ise sadece eksikliklerinizi, yetersizliklerinizi, iş bilmezliğinizi, zeka seviyenizin düşüklüğünü örtmeye yarayan bir kostümden başka bir şey değil.
Yönettiğiniz ülkeyi cennet yapacak zekanız, ahlaki yeterliliğiniz olmadığı için istihdam sağlamak, pahalılığı yok etmek, ekonomik bölüşümü adilce yapmak… yerine, yoksullara oy karşılığı ‘yardım’ yaparak, onlara ahirette cennet vaat ederek iktidarda kalma çabasındasınız.
İktidar uğruna iftira atmayı, insanların hakkını gasp etmeyi, işten kovmayı, ‘aç bırakmayı’ meşru gören insanlarsınız.
Berbat bir durumdasınız
Yani diyeceğim o ki pek parlak bir görüntünüz yok. Berbat bir durumdasınız.
İnsan size bakınca kendi Müslümanlığından utanıyor.
Üstünlük taslayarak esasında kendinizi ne kadar düşük gösterdiğinizin de farkında değilsiniz.
Görüneni aktardım. Bu görüntünüzden rahatsız mı olursunuz, mutlu mu olursunuz onu bilemem.
Peki ‘biz’ kimiz?
Peki, AK Partili yöneticilere bakınca böyle berbat bir tablo gören ‘biz’ kimiz?
Biz; etkin köken, inanç, ideoloji farkı gözetmeden herkesin bu ülkenin her yerinde eşit, özgür onurlu yaşamasını isteyen insanlarız.
Bu ülkede doğmuş, buranın suyunu içmiş, yemeğini yemiş, buranın okullarında okumuş, havasını koklamış, hangi dinden, hangi mezhepten, hangi ırktan, hangi ideolojiden olursa olsun, herkesi bu ülkenin gerçek sahibi gören insanlarız.
Kimin ne giydiğiyle, nasıl yaşadığıyla zerre kadar ilgilenmiyoruz.
Başını örtenin de başı açığın da, başımızın üstünde yeri var.
İslam’ın bu ülke için ne kadar kıymetli bir değer olduğunun farkındayız. Bu nedenle dinimizin siyasete ve ticarete malzeme yapılarak yıpratılmasına da şiddetle karşıyız.
Toplumsal ilişkilerimizi inanç ve ideolojik birliktelikte değil, liyakat, dürüstlük, çalışkanlık üzerinden kurmayı önemsiyoruz.
Hangi dinden, hangi ırktan, hangi mezhepten olursa olsun, sadece ve sadece, işini iyi yapan, dürüst insanları baş tacı ederiz.
‘Biz’ demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, adaleti kendisi için değil, herkes için isteyen insanlarız.
“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” deriz. Makarna ve kömürden başka, eğitimde, ulaşımda, gelirde, sağlıkta… da fırsat ve imkan eşitliğine inanırız.
Oy verirken etnik, inanç veyahut ideolojik birlikteliğe değil, yönetime talip olan insanların liyakatli olup olmadıklarına bakarız.
İdeolojileri bir amaç değil, hepimiz için huzurlu bir ülke kurmanın aracı olarak görürüz.
Bu nedenle ideolojilerimizin değil, ülkemizin kazancını düşünürüz.
Sizin çocuklarınız da ‘bizim’ aramızda
Sevgili AK Partililer sizin çocuklarınız da ‘bizim’ aramızda. Eminim ki onlar da bizim gibi bir ülke hayal ediyorlar. İnanmıyorsanız alın karşınıza “Nasıl bir Türkiye istiyorsun?” diye sorun.
Sorun ki yaşadığınız bu zihinsel felaketin boyutunu fark edin.