
KEMAL GÖKTAŞ
kemalgoktas@diken.com.tr
@kemalgoktas
Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nin 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin bir yazısından ötürü gazeteci Nazlı Ilıcak’a verdiği mahkûmiyet kararının 12’nci Ceza Dairesi’nce bozulduğu ortaya çıktı. Kararda yazının ‘güncel ve yeterli düzeyde olgusal temele dayandığı’ ifade edildi.
Şikâyet üzerine dava
Halen darbeye teşebbüs suçundan müebbet hapis cezası aldığı için cezaevinde bulunan Ilıcak hakkında Bugün gazetesinde 11 Mart 2014 tarihinde yazdığı ‘Sabah-atv satışında yeni bilgiler’ başlıklı yazısı nedeniyle dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ve yazıda adı geçen diğer bazı kişiler şikâyetçi olmuş ve ‘gizliliği ihlal’ suçundan dava açılmıştı.
16’ncı Ceza Dairesi ‘Suç var’ dedi
İstanbul 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 29 Ocak 2015’te beraat kararı verilmiş, ancak Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, 8 Eylül 2016’da kararı bozmuştu.
Dairenin kararında, ‘Ilıcak’ın yazısında kişilere, zaman ve mekan gibi kavramlara ayrıntılı biçimde yer verilerek gizliliğin ihlal edildiği, şikayetçiler hakkında kamuoyu nezdinde yolsuzluk yapan kişiler izlenimini oluşturacak biçimde suçlayıcı bir üslup kullanılarak lekelenmeme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı’ ifadeleri kullanılmıştı.
Yerel mahkeme karara uyarak Ilıcak’ı ‘gizliliği ihlal’ suçundan mahkûm etmişti.
16 mahkum etti, 12 bozdu
Ancak kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosyanın geldiği Yargıtay 12’nci Ceza Dairesi, yazıda suç unsuru bulunmadığı görüşüyle mahkûmiyet kararının bozulmasına hükmetti.
Kararda, şöyle dendi:
“17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde, İstanbul Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla aralarında siyasiler ve iş adamları gibi tanınmış kişilerin de bulunduğu pek çok kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan kişilere rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık gibi suçlamalar yöneltilmiştir. Hükümet ise yaşananları adli soruşturma kılıfına dayanılarak ve hukuk alet edilerek siyasal iktidarı düşürmeye yönelik bir operasyon olarak nitelendirmiş ve bu operasyonun devlet içinde örgütlenmiş, devletin olanaklarını kullanarak siyaseti dizayn etmeye çalışan Fetullah Gülen’in liderliğini yaptığı gizli bir yapılanma tarafından yürütüldüğünü ifade etmiştir. Hükümet, devleti ele geçirmek isteyen bir paralel yapıya vurgu yapmış ve bu yapı ile bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda bürokratı görevden almıştır. Bu tarihten sonra Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak tanımlanan bu yapılanmaya karşı çok sayıda adli soruşturma başlatılmıştır.”
‘Bilgiler dava dosyasından alınmadı’
“17-25 Aralık soruşturmalarının ardından siyasal alanda sert tartışmaların başladığı ve ülkenin 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan mahalli idareler genel seçimlerine odaklandığı bu süreç içerisinde, aralarında Başbakan ve bazı bakanların olduğu birçok hükümet yetkilisine, bürokrata ve iş adamına ait olduğu iddia edilen ses kayıtları internet ortamında yayımlanmıştır. İşte iddiaya konu yazı, bu ses kayıtlarının ifşa edilmesinden sonra yayımlanmıştır. İddiaya konu yazıyı kaleme alan sanık, yazı içeriğindeki bilgileri, ’25 Aralık Operasyonu’ olarak nitelendirilen soruşturma dosyasından değil, dava dosyasına sunulan belgelerden de anlaşılacağı üzere diğer basın ve yayın organları ile internette yayımlanan çeşitli kaynaklardan temin ettiğini ve amacının kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu beyanla üzerine atılı suçu kabul etmemiştir.”
‘Gazetecinin provokatif ve saldırgan olmaya hakkı var’
“İddiaya konu yazının konusunun yayımlandığı tarihte günceldir. Halkın halihazırda bildiği 17-25 Aralık operasyonlarının ardından yaşanan gelişmelere ilişkin yazı, yeterli düzeyde olgusal temele dayanmaktadır. Yazıda yer alan bazı ifadelerin rahatsız edici, kışkırtıcı ve hatta bir kısmının suçlayıcı olduğu değerlendirilebilir ise de, gazeteciler, tamamen temelden yoksun olmamak koşuluyla; nezaket sınırlarını aşan, polemik yaratan, provokatif, saldırgan, sert ifadeleri, gazeteci tekniği gereği sansasyonel/çarpıcı başlıkları kullanma hakkına sahiptir. Kendi bağlamı ve ifade ediliş şekilleri içerisinde de dikkate alındığında, yazıdaki bu ifadeler, kamu yararı bulunan ve toplumu yakından ilgilendiren konularla ilgili görüş, yorum ve eleştiri niteliğindeki değer yargılarından ibarettir. Yazı içeriğindeki, ‘O bilgiler doğruysa’ ibarelerinden ve yazının sonunda yer alan soru cümlelerinden anlaşılacağı üzere, konu lekelenmeme hakkını ihlal edecek ve okuyucuda kesin bir kanaat oluşturacak üslupla sunulmamıştır. Sanığın, söz konusu yazıyla okuyucuları aldatmak amacıyla kötü niyetle hareket ettiğine dair dosya kapsamında hiçbir delil yoktur. Yazıda esas alınan ses kayıtları ile yazıdaki soruşturma dosyasında mevcut olduğu iddia edilen bilgiler yazının yayımlandığı tarihten önce farklı basın ve yayın organları ile internet ortamında ifşa edilerek alenileştirilmiş ve herkes tarafından bilinebilecek bir nitelik kazanmıştır. Bu nedenle gizliliğin korunmasına ilişkin amaç önemli ölçüde ortadan kalkmıştır. Sanığa yüklenen gizliliğin ihlali suçunun yasal unsurları oluşmamıştır. Aksi düşünce, gizliliğin ihlali suçu ile korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir.”
‘Erdoğan’ın davaya katılma hakkı yok’
Daire bu gerekçelerle Ilıcak hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını bozdu.
Kararda ayrıca, ‘gizliliği ihlal’ suçunun ‘adliyeye karşı işlenen suçlar’ arasında bulunduğuna dikkat çekilerek Erdoğan ve diğer şikayetçilerin davaya katılma hakkı bulunmadığı belirtildi.
Ilıcak ne yazmıştı?
Ilıcak, daha sonra ‘FETÖ’ bağlantılı olduğu gerekçesiyle önce kayyım atanan ve sonra da kapatılan Bugün gazetesindeki ‘Sabah-atv satışında yeni bilgiler’ başlıklı yazısında, dinleme kayıtlarına dayararak şöyle yazmıştı: “İnternette yeni bilgiler var. O bilgiler doğruysa, Başbakan konuyla ilgilenmenin ötesinde koordinasyon sağlıyor ve yönlendiriyor. Damadı Berat Albayrak’la konuşuyor. %25’lik Katar hissesinin satın alınması onayını veriyor. Hatta kendisinin Katar’a gidip, bizzat görüşebileceğini de söylüyor. Katar’daki kişi, %25 hisse ile %51’in söz hakkına sahip. Bu yüzden, yeni yapılanmada ona yer olmadığı söz konusu ediliyor.”
Ilıcak, Erdoğan ile Bilal Erdoğan arasında geçtiği ileri sürülen konuşmalardan da işadamlarının, havuza akıtacakları paraya yasal bir görüntü vermekte zorluk çektiklerini ileri sürerek şöyle devam etmişti:
“1) Bu konuşmalar gerçek mi, montaj mı?
2) Gerçekse, demokratik bir ülkede, bir Başbakan, işadamlarını organize edip medya satın almalarını sağlar mı?
3) Bu satışı gönül rızası yerine, ihalede “al gülüm ver gülüm” pazarlığına dayandırır mı?
4) Ayrıca bir muvazaaya alet olur mu?
5) Her duruma uygun fetva alındığına göre, bunun da bir fetvası var mı?
Rıza Sarraf’ın bilgisayarından çıkan Excel dosyasındaki listede, ‘Cag’ isimli birine verilen milyonlarca euro’dan söz ediliyor. Bu kişi, 10 milyon euro’nun kendisine ulaşmadığını şikâyet etmiş. Acaba bir hesap hatası mı yapıldı diye Rıza Sarraf ile elemanı Abdullah Habbani aralarında görüşüyorlar. Sarraf, bir yanlış yapma ihtimali üzerinde duruyor ve “Meselâ Süleyman’a vermişizdir, ona geçmişizdir” diyor. İkilinin görüşmesinden Süleyman’a 2 milyon euro verildiği anlaşılıyor.
Kim bu Cag, kim bu Süleyman? Serbest bırakılan Rıza Sarraf bir de kaçarsa, en fazla Zafer Çağlayan ile Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan üzülür. Zira kendilerine yönelik şüphelerden temizlenemezler.”