Rusya-Ukrayna savaşı ile Rus oligarklara getirilen finansal yaptırımlar; az gelişmiş otoriter ülkelerden gelişmiş demokratik ülkelere akan para ve bunun ekonomik / toplumsal etkilerini gündeme getirdi. Bu işin merkezi Londra. Gelin bakalım Londra’da işler nasıl dönüyor ve Londra ile kıyaslayınca İstanbul ne durumda.
İngilizler sistemi o kadar ince kurmuş ki, en azından sanattan spora birçok kamusal ürünü ülkelerinin markasını satarak başka ülkelerin zenginlerine finanse ettiriyorlar. İngiltere’de para aklamak bile “lüks” bir ürün. Siz hiç lüks bir çanta veya saatin ucuza satıldığını gördünüz mü? Bunu görebileceğiniz tek yer, markaların gerçek dükkanlarıyla taklitlerinin yan yana koridorlarda satıldığı İstanbul’un E5 ve TEM üzerine yayılan devasa AVM’leri. İçerisi Birleşmiş Milletler gibi. Ancak Kensington veya Chelsea’nin aksine fakir ülkelerin orta gelirli vatandaşlarıyla dolu. Aynı bu AVM’lerdeki dükkanlar gibi… Ne yazık ki İstanbul da Londra’nın kötü bir taklidi haline gelme yolunda. Sistemin tamamını kuramayıp bir parçasını adapte edince sonucun farklı olmasını beklemek mümkün değil.
On sene önce İstanbul’u Londra gibi bir finans merkezi ya da Barcelona gibi bir turizm merkezi yapacağız diye yola çıkmışken, elimizde Cakarta’ya benzeyen bir şehir kaldı. İşin kötü tarafı yine de kendi vatandaşlarımız pahalılıktan ev alamıyor.