Selin Nakıpoğlu: Her başörtüsü tartışması, kadının kamusal alanda nasıl var olacağına dair hegemonya mücadelesine dönüşür

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

1 Ağustos 2025 tarihinde Diyanet’e bağlı 90 bin camide okunan, “Hayâ Allah’ın Emri Fıtratın Gereği” başlıklı hutbede, “Bedeni açıkta bırakan elbiseler vücut hatlarını belli eden kıyafetler tarz ya da imaj değil, Allah’ın emirlerini ihlâl etmektir” denildi. Kadınların yaşam tarzına, giyim kuşamına açık bir saldırı yapıldı.

Bașkent Kadın Platformu ve EŞİK Platformu kurucularından akademisyen-yazar Berrin Sönmez 3 Ağustos 2025 tarihinde, “Ey Diyanet! Fe eyne tezhebun? Ey Diyanet! Bu Gidiş Nereye?” başlıklı bir yazı yazdı ve yazısında başörtüsünü çıkaracağını, siyasal iktidarın kadın bedeni üzerinden politika geliştirmesine karşı kişisel direnişini başlatacağını duyurdu. Berrin Sönmez’in başörtüsünü çıkarması, basit bir kıyafet değişikliğinden ibaret değil; patriyarkanın köklü kodlarına, teolojik vesayete ve devlet-din birlikteliğinin ürettiği toplumsal cinsiyet rejimine karşı içeriden yükseltilmiş sofistike bir eleştiridir.

Diyanet’ in 1 Ağustos 2025 tarihli hutbesi, dini daima kadına hâd çizme aracı olarak kullanmasının ve laiklik karşıtı bu düzeneğin en taze örneğidir. Kadın bedeni yine kamusal ahlakın sınır taşı yapılmakta; “şeffaf kıyafet”, “kısa etek”, “giyinik çıplaklar” gibi ifadelerle ahlaki bir disiplin mekanizması kurulmaktadır. Bu noktada Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı kaçınılmaz olarak devreye girer: Devlet yalnızca yasa koymaz, aynı zamanda arzuları şekillendirir, kadın bedenini kamusal normlar aracılığıyla yönetir.

Türkiye’de kadın bedeni, siyasal iktidarın da dini otoritelerin de egemenlik kurmak istediği bir sahadır. Her başörtüsü tartışması, kadının kamusal alanda nasıl var olacağına dair bir hegemonya mücadelesine dönüşür. Judith Butler’ın “bedenin kamusallığı” teorisini hatırlayacak olursak: Beden yalnızca bir nesne değil, politik bir faildir. Başörtüsünü çıkarmak, bu bedenin sessizliğini bozarak onu siyasi bir özneye dönüştürmektir.

Berrin Sönmez’in yanında durmak, yalnızca bir tercih hakkına saygı göstermek değil; aynı zamanda otoriter muhafazakârlığın karşısında laikliğin, etik özerkliğin ve kadın özgürlüğünün safında yer almaktır. Bu sadece bir “örtüyü çıkarmak değil” bir yüzleştirme ve bir kopuş eylemidir. İnanca dair baskıcı yorumlardan, toplumsal cinsiyet kalıplarından ve kutsallaştırılmış kadınlık rollerinden kopuştur bu.

Selin Nakıpoğlu’nun yazısı