Bir kısım muhalif, ‘devlet sırrı’nı koruyamadı diye, bu ‘beceriksizlik’ nedeniyle veriştiriyor iktidara. Aylardır, yıllardır ‘dinleme’ lafından geçilmeyen bir toplumda, gerçekten de şaşırtıcı bir tedbirsizlik! Ama her işi, bildik deyimle ‘nev’i şahsına münhasır’ olan Türkiye, bu çağın önemli bir koşulu olan ‘saydamlaşma’ keyfiyetini ancak böyle gerçekleştirebiliyor anlaşılan.
Dünyanın her yerinde ‘kirli işler’ döner, bunların bir kısmı (her zaman ancak küçük bir kısmı) ortaya çıkar. Siyaset erbabı her yerde kumpas kurar. Bunlar ortaya çıktı diye ‘Twitter’lar, ‘YouTube’lar yasaklanmaz. “Dünyanın ne dediği umurumda değil” diye konuşacak derecede kahraman yöneticiler de yoktur oralarda. ‘Tedbir’ diye böyle şeyler insanların aklına bile gelmez.
Burada bunlar olağandır, yadırganmaz. Birleşmiş Milletler’de üzerinde tartışma yapılıp karar verilen konunun burada konuşulmasını, bilinmesini yasaklamak gibi son kertede komik davranışları sonuna kadar savunacak kişiler bulmak da burada o kadar zor değildir.
Kutsal ‘devlet sırrı’! Bu ürkütücü, ürpertici kavram.
Şimdi, bütün bu yasaklama çabalarına rağmen, azıcık zahmete girince dinleyebildiğiniz o konuşma! İçler acısı bir kültürel sığlık çarpıyor insanı, şu bu rütbelere yükselmiş bu insanları dinlerken.
Bu da hep böyleydi herhalde.
Zamanında bu teknolojik imkânlar olsaydı, birileri Bab-ı âli’de bir yerlerde, Talât, Bahattin ve Nâzım’ı dinleseydi; yıllar sonra başka birileri Menderes’i ve birtakım yetkilileri Selanik’te bombanın nasıl konulacağını konuşurken dinleseydi… Büyük bir ihtimalle tarihimizde 1915 rezaleti ve 6 Eylül fecaati olmazdı.