Son dönemde ahlaki çürümenin adeta bir fotoğrafı niteliğinde olan olayları bir film şeridi gibi izlediğimizde, hayret ve dehşet içinde kalmamak mümkün değil.
Herhalde bundan 15-20 yıl önce, dindar-muhafazakar kesimlerin haksız kazanç elde etmede, nepotizmde, kendi mahallesi dışındakileri adalete hasret bırakacağı konusunda böylesine maharetli(!) işlere imza atacağını aklımızın ucundan bile geçirmezdik.
Ama AK Parti iktidarının özellikle son on beş yılında, bizim mahallede öylesine savrulmalar yaşandı ki yıllarca kurduğumuz bütün hayallerimiz, umutlarımız yerle bir oldu.
Şimdi ağızlarımızı adeta bıçak açmıyor… Bu mahallenin bir bireyi olarak, sokakta insanların yanından geçerken yüzümü yere eğerek geçiyorum. Açıkçası birilerinin arkamdan, “işte ülkeye asrın fon soygununu yaşatan, memleketi adalete hasret bırakan, kendi ideolojileri dışındaki kimseyi devlete yaklaştırmayan, yolsuzluklara bile fetva üreten iktidar mensuplarından birisi geçiyor” diye fısıldaşmalarından endişe ediyorum.
Oysa bizim ideallerimiz, büyük hayallerimiz vardı. Biz, kimsenin görmediği bir yerde bile ilahi bir denetimin olduğuna inanıyorduk.
Biz, adli ilahiye inanan dindar-muhafazakar bir iktidarın hakka-hukuka riayet edeceğine, harama-helale dikkat edeceğine, kimseyi ötekileştirmeyeceğine, kendileri dışındakilerin özgürlüklerini, en temel insani haklarını koruyacağına, asla eş-dost-akraba kayırmacılığı yapmayacağına inanmıştık.
Bugün görüyoruz ki bütün bunlar ütopik hayallerimizden ibaretmiş…