Ayasofya kararı da, işte bu radikal dinci ve milliyetçi odaklarla ittifakı güçlendirmenin bir dayanağı olarak önem kazanmaktadır.
Bu yüzden “Ayasofya’nın ibadete açılması”, kendi başına bir hamle değil;
Barolar ve odaların ele geçirilip iktidarın “arka bahçesi” yapılmasını,
-Muhalif belediyelerin yetkilerinin merkezi iktidara devredilmesini ve fiiliyatta çalışamaz hale getirilmesini,
-Kadınların kazanılmış haklarının gasbı ve İstanbul Sözlemesi’nden çekilmenin gündeme getirilmesini,
Muhalif medyanın kuşatılması ve sosyal medyanın zapturapt altına alınmasına hız verilmesini,
-Siyasi partiler ve seçim yasasının tek adam iktidarının ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde yeniden düzenlenmesini kapsayan paketin bir parçası olarak ele alındığında yerli yerine oturmaktadır.