Fon krizi ya da daha doğru bir ifadeyle fon vurgunu bir çözüme ulaşmak şöyle dursun dallanıp budaklanarak devam ediyor. Dikkatler yatırım fonları üzerinde. Ama finansal piyasalardaki ”bulaşıcılık” etkisiyle artçı şoklar özel sektör tahvillerinden başlamak üzere diğer piyasalarda da gözleniyor. Bunun bir nedeni güven kaybı, diğeri de fonlarla iltisaklı kurumların likidite sıkışıklığı nedeniyle mecburi satışlara yönelmeleri.
Fon tasfiye sürecinde de belirsizlikler ve tutarsızlıklar diz boyu. Örneğin, madem bazı hisselerde manipülasyon yapıldığını, fiyatların “dar alanda kısa paslaşmalarla” suni bir biçimde şişirildiğini kabul ediyorsunuz; o zaman aynı hisselerde doğrudan alım-satım yapıp haksız kazanç sağlayanların da peşine düşmek zorunda değil misinizi?
Aynı şekilde, belli hisselerin kaçınılmaz biçimde dibe vuracağını anlayıp, nasıl tam yerinde bir zamanlamayla fonlardan çıkış yapanları cezalandırıyorsanız, açığa satış yapanlara da, yani ayni olarak hisseyi borçlanıp, oluşan yüksek fiyattan elden çıkardıktan sonra, fiyatlar dibe vurunca borcunu kapatanlara aynı müeyyideleri uygulayacak mısınız? Bunlar arasında yabancı yatırımcılar varsa onları da aynı kurallardan muaf tutmayıp, daha keskin bir yabancı çıkışını tetiklemeyi göze alacak mısınız?
Ayrıca piyasa sistemi içerisinde “spekülasyon” yapmak, fiyatların düşeceği-çıkacağı beklentisi üzerinden pozisyon alarak kar sağlamak meşrudur. Bu nedenle her bir işlemde, manipülasyon veya içeriden bilgi almak koşulları kanıtlanamadığı takdirde, elde edilen kazançlara geriye dönük el konulması da hukuksal sonuçlar yaratacaktır.
Fon vurgunu dallanıp budaklanırken skandalın faturası kabarıyor. Vurguna göz yuman iktidar şimdi krizi yönetme rolüne soyunurken sermayenin zararını kurtarma telaşı, milyonları yeni bir yıkımla baş başa bırakıyor.