Ertuğrul Özkök, bazılarını merakla okuduğum geniş bir yelpazede yazılar yazıyor. Ancak son yazısında hata var. Spotify listelerinden hareketle “Türkiye’nin müzik sosyolojisi değişti, müzikte iktidarı, sokaklar ele geçirdi, yabancı müzik, Türk pop, klasik müzik out” benzeri bir sonucuna varmak, veri setinin kapsamını aşan bir yorumdur. Sağlıklı bir analiz için müzik tüketiminin tek bir platformdan değil, farklı kanallardan birlikte okunması gerekir.
Spotify ve benzeri platformlarında algoritmaların popülerlik önyargısı vardır. O nedenle, Youtube videolarının başında sunucu size “lütfen beğeni atın, abone olmayı unutmayın” türü cümleler kullanır. Yani bu tür platformlarda, en çok dinlenen ya da beğenilen parçalar daha çok önerilir, bu da döngüsel bir popülerlik yaratır. Çoktandır farkında olduğumuz bu olguya, sosyal medya mesajlaşmalarında “yankı odası” da diyoruz.
Bu döngüsel popülerlik (feedback loop) konusunu şöyle özetleyebiliriz; bir şarkı organik ya da organik olmayan şekilde biraz dinlenir. Algoritma bunu “trend” olarak algılar ve daha çok kişiye önerir. Daha çok dinlenir ve listeye girer ve daha da çok dinlenir. Bu mekanizma, çeşitliliği daraltır, tek tip akımları büyütür.
Algoritmalar fenomen veya trend içeriklere ağırlık verir; bu bazen gerçek kültürel çeşitliliği baskılayabilir. Çeşitlilik eleştirileri, algoritmik tavsiyenin kullanıcıları daha çok benzer müziklere hapseden “filtre balonları” yaratabileceğini gösteriyor.
Bu, bir listede Türkçe müziğin ağırlık kazanmasının tamamen kullanıcı tercihlerinden kaynaklanmadığı, platformun algoritmik öneri sistemlerinin de bunda rol oynadığı anlamına gelir.
Özetle, Spotify listelerinden Türkiye yabancı müzikten kopuyor, kültürel bir kapanma yaşanıyor ya da herkes aynı müziği dinliyor gibi bir sonuç çıkarılamaz.