“Gelecek nesiller için” ifadesi iklim müzakerelerinde yasaklanmalı! Çünkü o gelecek nesiller büyüdü. Kendilerine daha yaşanabilir bir dünya bırakılacağı söylenirken büyüdüler. İklim krizinin giderek ağırlaştığını, eşitsizliklerin derinleştiğini, eğitimli olmanın iyi bir işe ve insanca bir yaşama ulaşmak için giderek daha az güvence sunduğunu görerek büyüdüler. Şimdi sokaktalar. Fransa’da ve Avrupa’nın farklı kentlerinde…
Önümüzde COP31 var. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek iklim zirvesinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştüğü bir COP olması hedefl eniyor.
Finansman, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, uyum politikaları… Bunların hepsi önemli. Ancak bence Antalya’da konuşmamız gereken bir başka konu daha var: Bugünün gençleri bu dönüşümün neresinde?
İklim politikalarının sonuçları uzun vadede ortaya çıkarken, kararları bugün alıyoruz. Bugün üniversitede okuyan bir genç, 2050 yılında çalışma hayatının en önemli dönemlerinden birini yaşayacak. Bugün doğan bir çocuk, 2060 yılında 34 yaşında olacak.
Biz ise hâlâ onlar adına konuşuyoruz. Gençlere daha yaşanabilir bir dünya bırakacağımızı söylüyoruz. Fakat o dünyanın nasıl şekilleneceğine ilişkin kararları alırken onları yeterince dinlemiyoruz.
Sırbistan’daki öğrencilerin hikâyesi, bu nedenle iklim müzakereleri açısından da düşündürücü.
İki yıl önce bir tren istasyonunda yaşanan facianın ardından hesap soran gençler, bugün ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olmaya hazırlanıyor.
Belki de Antalya’da “gelecek nesiller” ifadesini her kullandığımızda kendimize şunu hatırlatmalıyız: Gelecek dediğimiz zaman, aslında bugün yaşayan insanların hayatından söz ediyoruz. Ve onların, kendileri adına verilen sözlerden daha fazlasına ihtiyacı var.
Kararların alındığı masalarda yer almaya, taleplerinin duyulmasına, bugünden başlayan değişime ihtiyaçları var.