Canlı blog | İmamoğlu savunmada: 336 kişi 250 yıl hapis yattık!

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu İBB davasında savunmasına üç gündür devam ediyor.

Görsel: Ekrem İmamoğlu / Instagram

53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın bugün (16 Ekim) 100’üncü duruşma başladı.

23 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunan İmamoğlu avukatlarıyla birlikte 17 Ekim’e kadar savunma yapacak.

İddianamede İmamoğlu ‘suç örgütü kurmak ve lideri olmak’la suçlanıyor.

İBB başkanına ilk iddianamede 849 yıldan 2 bin 430 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyordu. Davayla ilgili son ek iddianame, yani Ağaç A.Ş.’ye dair olansa 29 kişi hakkında. Bu kişiler arasında İmamoğlu da var. İmamoğlu’na bu iddianamedeyse 62’şer yıldan 168’er yıla kadar hapis cezası isteniyor.

İBB başkanına yöneltilen suçlamalar şöyle: Suç işleme amacıyla örgüt kurma, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri ele geçirme ve yayma, suç delilerini gizleme, haberleşmenin engellenmesi, kamu malına zarar verme, rüşvet, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, irtikap, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, ihaleye fesat karıştırma, çevrenin kasten kirletilmesi, Vergi Usul Kanunu, Orman Kanunu ve Maden Kanunu’na muhalefet.

Diken, İmamoğlu’nun üçüncü günkü savunmasını satır başlarıyla dakika dakika aktarıyor:

14:39 | Duruşmaya ara verildi

…

14:36 | Bir iki kişi istiyor, uygulayıcı bir muhteris ekip var; bu dava siyasidir

Yazık. Ve de aramızda sekreterler yattı, makam şoförleri yattı, zabıta memurları yattı. Yazık yani. Suç örgütü üyesi dediler insanlara. Hayatında direksiyondan başka bir şey görmemiş kişiye suç örgütü üyesi dediler ya. Çocuk uyandı, kapıda polisi gördü. Annesi o sabahtan beri uyuyamıyor. Bu çocuklar artık uyuyamıyor. Eve polis baskın yaptı. Kim için? Makamını terk etmek istemeyen bir avuç muhterisin hukuksuz tutum ve tavırları için.

Okulun ilk günü babasının elini tutamayan çocuklar var. Mezuniyetini göremeyen babalar var. Bayram sofrasında, sahurda, iftarda boş kalan masalar, sandalyeler var. Görüş gününü takvimde işaretleyip bütün haftasını o 1 saate göre yaşayan eşler var. Hatta o 1 saate göre program yapıp o gün oraya gidecekken oradaki kişinin alınıp başka bir hapishaneye sürüldüğünü, 600 kilometre öteye gittiğini gören anneler, babalar var 80 yaşında, 90 yaşında. Şu anda onlar burada. Aylarca tutuklu yargılanan insanlar var. Sonra savcılık koşturmaya yer yoktur dedi. Yargılamaya gerek görmediği insanlar var. Bak Aziz İhsan Aktaş dosyası. Utanç verici ya. Utanç verici ya. Geleceğin ikisinde de burada izlerken dedim ki ben ne izliyorum ya? Ben ne izliyorum ya?

Yeni bir delil yok, yeni bir gelişme yok. Aynı dosya, aynı iddia. Uyduracaksa birileri uydurur. Uydurmanın sonu yok, kaydırmanın sonu yok, beyanın sonu yok, eklemenin sonu yok. Dün tutuklamayı gerektiren neydi? Bugün tahliyeyi gerektiren ne? Tutuklama istisnadır. Kanun bunu açıkça yazar. Kaçma şüphesi olacak, delil karartma ihtimali olacak. Bir zabıta memuru nereye kaçacak Allah aşkına? Siz o kaçacak kişilerin hesabını dört aydır 2,5 milyar koyanda görün. Buradaki insanların gideceği yer belli.

Bir şoför hangi delili karartacak ya? 50 bin lira, 35 bin lira, 40 bin lira alan şoförlere sekiz ay sıfır maaşla hapiste tuttunuz. Dokuz ay hapiste tuttunuz. Bir mimar imzasını attığı belediyenin arşivinde duran projeyi nereye saklayacak bir şehir plancısı? Bu insanların adresi belli, işi belli, ailesi belli, yuvası belli. Vermediği hesap kalmadı. Yıllardır aynı kurumda, aynı mahallede yaşıyorlar. Hatta bir kısmı belediyenin lojmanında yaşıyor.

Ben bu tablonun ne anlattığını çok iyi biliyorum. Çok iyi biliyorum. İstanbul’da bir belediyede çalışmanın bedel olarak ödetildiğini anlatıyor. Bedel ödeyeceksiniz. Ama kim? İstanbullu dese sorun yok. Bir iki kişi istiyor, uygulayıcı bir muhteris ekip var. Seçilmiş bir yönetimle aynı masada oturmanın, bir başkanın şoförü olmanın bile bedeli olduğunu anlatıyor bu iftiraname ve bu uygulamayı yapan muhterisler. Milyonlarca İstanbullunun sandıkta verdiği kararı sabaha karşı çalınan kapılarla, nezarethanelerle, cezaevleriyle ters yüz etme çabasını anlatıyor. Bu dava siyasidir. Bunun adı siyasettir. Yazıktır, günahtır.

14:32 | 336 kişi 250 yıl hapis yattık

Bakın, 19 belediye, 60 operasyon; İstanbul’da biz bunu yaşadık ya bir buçuk senedir, iki senedir. Ahmet Özer dostumla, belediye başkanımla başlayan o vahşi süreç…

Tutuklananların 20’si belediye başkanı ve vekili. 1568 kişi gözaltına alındı. O 1568 kişi, dört gün o rezil yerde… Çok affedersiniz, söylemek zorundayım; sidik kokan, tuvaletle iç içe, o kepaze yerde dört gün tutuldu. Ne yapıyor biliyor musunuz o dört gün tutulma? 5488 gün yapıyor Sayın başkan, sayın heyet. 5488 gün! Vatan Caddesi’nin bodrum katından bahsediyorum.

Ve burada yazıyor: 336 kişi tutuklandı. 90 bin gün hapis yattık bir buçuk iki senede, 90 bin gün! 250 yıl hapis yattık! Ne dedim? Ne dedim? Sayın Erdoğan bir gün bile hapis yatmadı, üç arkadaşı iki ay hapis yattı. Keşke onlar da yatmasaydı. Bakın, onu diyorum hâlâ; keşke onlar da yatmasaydı. Ve siz buna yargılama diyeceksiniz, öyle mi?

14:26 | Erdoğan yargılanırken bir gün bile tutuklanmadı bense 1,5 yılı aşkın bir süredir Silivri’deyim

Erdoğan da bir zamanlar bu şehrin belediye başkanıydı, o da milletin oyuyla seçildi, ben de. O da yargılandı, ben de yargılanıyorum. Aramızda tek fark var. O yargılanırken bir gün bile tutuklanmadı. Ben ise bir buçuk yılı aşkın süredir Silivri’deyim. Neden? Seçim iptal ettiler, olmadı. 13 bin 600 oy farkla kazandığım seçimi 806 bin oyla kazandım. Sandıkta yenilemedim, onun için buradayım. Kendi söyledi, ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır’ dedi. Baktı seçimde olmadı, o zaman tutuklayarak olsun dedi.

‘Tutuklamalar gayrimeşru’

Bu, yalnızca bizim yaşadığımız bir şey değil. Tutuklama çeyrek asırdır bir silah gibi kullanılıyor. Gazeteciler, yazarlar, avukatlar, akademisyenler, işçiler, öğrenciler bir paylaşım yüzünden, bir gösteri yüzünden Türkiye’nin cezaevleri artık 500 binleri konuşmaya başladı ya. 500 bin! 500 bin insan! Bu yükü taşıyabilir misiniz zannediyorsunuz? Taşıyamazsınız. Bunu düzeltmek zorundasınız.

Ve en kötüsü, hapishanenin siyasi hayatın olağan bir parçası haline getirilmesi. Ey halkım, bunu sakın kanıksamayın. Bu vurgunculara karşı birlik olun, bir olun, bir araya gelin. Bunun siyasi partisi yok. Ey muhalifler, bir araya gelin. Asrın vurgunu, soygunu, fon vurgununu yapanlara, milli irade vurgununu yapanlara, zam vurgununa, bu vurgunculara karşı birlikte olun. Seçme ve seçilme hakkınızı korumak zorundasınız. Değiştirme hakkınızı elinizden almak isteyenlere karşı mücadele etmek zorundasınız. Bu artık bu ülke için, bu millet için bir beka sorunudur. Kanıksanamaz.

Bu dosyada tutuklamalar yasal değildir. Hukuki değildir. Gayrimeşrudur. Bu iddianamedeki suçlamalar, tutuklama değildir. Suçlamalarla tutuklama şöyle dursun, bir ağır ceza davası bile açılmamalıydı.

Bu utanç verici ya. Böyle rezalet olmaz. vladı olan düşünecek. Annesi, babası, eşi olan düşünecek. Burada da bu mesuliyeti alan herkes dü-şü-ne-cek. En az benim bin katım kadar düşünmek zorundasınız sayın başkan.

14:17 | Bu dosyanın en acımasız uygulaması tutuklamalar

Bu dosyanın en yanlış, en ağır, en acımasız uygulaması tutuklamalardır. Her işlem geri alınabilir sayın başkan. Her işlem geri alınabilir, düzeltilebilir, telafi edilebilir ama tutuklamalar telafi edilmez. Burada tutuklu geçirilen hiçbir gün telafi edilemez. Mümkün değil yani. Bir babanın kaçırdığı bayramı hiç kimse geri veremez. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı geceyi hiç kimse geri veremez. Hiç kimse. Tutuksuz yargılama esastır. Tutuklu yargılama istisnadır. Bunu ben değil kanun söylüyor, böyle böyle en başa kalın puntolarla yazmış yani. Anayasa söylüyor. Hele seçilmişler ve ekipleri söz konusuysa bu eşik çok daha yüksek tutulmalıdır.

Dava açıldığında 100’ü aşkın insan tutukluydu, sonra eklenen dosyalarla bu sayı daha da arttı. Bunlar rakam değil. Her biri bir ev, her biri bir aile, her biri bir çocuk, anne, baba, dede, torun, evlat, her biri bir sofra. Tutuklamayla topluma bir mesaj da verilmek istendi. Eskiden biri tutuklandığında insanlar herhalde ciddi bir şey vardır derdi. Bu dosyada da hissin, bu hissin yaratılması istendi. Onun için asrın yolsuzluğu denildi.

Çıktı, masumiyet karinesini yerle bir eden şahıs, lekelenmeme hakkının üstüne çıkıp onu çiğneyen şahıs, ‘Asrın yolsuzluğu’ dedi. Koskoca belediye suç örgütüne çevrilmiş denildi. Biraz da insanlar bu yalanı satın alsın diye tutsak tutuluyoruz. Bir kişi bunu dedi diye tutsak tutuluyoruz Sayın Başkan. Bir yalan uğruna. 19 Mart’tan bu yana 550 günü aşkın süredir bu insanlar evlerinden, ailelerinden, çocuklarından uzakta.

14:00 | 87 milyon insan canlı izleseydi bu dava ilk hafta biterdi

Bu salon adliye değil. Bir cezaevi kampüsü içinde duruşma salonu kılığına sokulmuş, ne yazık ki ucube bir yapı.

Neden en başından beri canlı yayın istedim? Olmadı. Ne dediler? Çıktı Cumhur İttifakı’nın ortağı sayın (Devlet) Bahçeli, “Yayınlayın” dedi, “Her şey ortaya çıksın” dedi. Hani hem de hakaret de etti bana yani. Masumiyet karinemi çiğnedi.

Ama “Canlı yayını gösterin ortaya çıksın” da dedi yani. Hakkını veriyorum yine de. Çıktı sayın cumhurbaşkanı “Hayırlı olur” dedi. Ne oldu hayırlı olur? Fos çıktı. Niye? Çünkü ‘Ekrem (İmamoğlu) konuşursa, bu duyulursa perişan oluruz’u gördüler. Yazanlar bunu gördü yazanlar. Cesaret edemediler, korktular. 87 milyon insan canlı izleseydi bu dava ilk hafta biterdi, ilk hafta. İlk hafta biterdi. Bu korkaklık unutulmasın.

Ben tarihin henüz şahit olmadığı en büyük yargı saldırısına muhatap bir kişiyim. Hakkımda açılan davalarda 23 hakim görevinden alındı. Neden? Çünkü ondan işaret alamadı. Çünkü sürüldü. Hemen ilk gelen tak diye cezayı kesti.

Ya benim hakimi sürülmemiş davam yok, hakimi değişmemiş davam yok. Eyy halkım Ekrem İmamoğlu’na açtıkları her davaya hakim bile beğendiremiyorlar. Kendi atadıkları, kendi koydukları, işte bu şekilde baro üzerinden kendi siyasi anlayışla hakim savcı yaptıkları insanları bile ikna edemiyorlar.

13:51 | İtirafçılar birer birer dağıldı

Ve belediyeler, bu dosyaya eklenenler sadece Şişli, Beylikdüzü, Beyoğlu. Şeffaflıkla işini yapan, kamuya iş üreten, kente ihanete karşı duran, görevini yapmaya çalışan arkadaşlar. Ve buraya eklendi. Şehrini koruyan, rantı değil, insanı önceleyen, kent suçuna karşı tavizsiz duran anlayış cezalandırılmak isteniyor.

Hissettim, duymuştum, -muşlar, -muşlar. Tekrar edilen anlamsız ifadeler. Yani dosyanın içi bunlarla dolu. Gerçekten hani bir savcılık makamının saygınlığını, önüne Cumhuriyet yazan ve en büyük değerimiz olan Cumhuriyet’in ismini taşıyan tek makamı bu kadar örseleyen bir belge herhalde düzenlenmemiştir. 

Hissettik! Hisle onu bir iddia olarak içeriye atan bir çalışma yapılmış. Sipariş bir bilirkişilik yaşadı bu dosya, sipariş. Çünkü ihtiyaç vardı. İtirafçılar birer birer dağıldı. Kendi sözleri hiçbir işe yaramadı. Geriye iddianamenin sığındığı bir duvar var; bilirkişi. Savcılık 10 Nisan 2025 tarihli yazıda bilirkişilerden ne istemiş? İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesi. Yani direkt diyor ki: “Usulsüzlük var, onları tespit edin.” Yazıya bakar mısınız?

Usulsüzlük var mı diye sorulmamış. Diyor ki: “Usulsüzlük var, onları tespit edin.” Yani savcı öyle bir yazıyor ki, bir de bilirkişi bunu önceden biliyorsa tir tir titriyor. Acaba gözaltına mı alınırım?

Acaba ben de dahil mi edilirim. Usulsüzlüğün varlığı baştan kabul ediliyor ve bilirkişiye yalnızca bulmak düşmüş. Bir bilirkişiye neyi bulacağı önceden söylenirse, o artık bilirkişi değil kâtiptir, kâtip! “Söyleneni yaz kızım, söyleneni yaz oğlum” demektir.

13:39 | Batsın siyasetiniz sizin

Halkı korumak için Marmara Bölgesi’nde, İstanbul’da birlikte adım atmak için çırpındık. “Deprem sorununa birlikte asılalım, ev ev İstanbul’u güçlendirelim” çırpındık. 3 defa bakanlara gittim, brifing verdim kendim. “Lütfen” dedim, “Bir araya gelelim. Yine siz koordine edin, biz size hizmet edelim” dedim. “Masa kuralım, İstanbul Deprem Konseyi kuralım” dedim. “Ve göreceksiniz” dedim, “Bakın bunun içine bankacılık sektörünü alalım, bunun içine sigortacılık sektörünü alalım, bunun içine inşaat sektörünü alalım ve bunun içine uluslararası kurum ve kuruluşları davet edelim, size iddiayla söylüyorum” dedim. Bu şehirde beş yıl, altı yıl içinde deprem korkusunu yerle bir ederiz. Yerle bir ederiz. Bizim deprem yerle bir etmeden, deprem korkusunu yerle bir etmenin yöntemini anlattım. Ama dinlemediler. 

Dinlediler, kafa salladılar. İsmi kalsın bir tanesi, “Ya haklısınız ama…” dedi. İşaret bu. Bize dünle bir araya gelmek yasak çünkü. Biz şeyiz yani Madagaskar. Madagaskar’a da ayıp etmeyelim, o da bir ülke. Yani bir ülke yani herhangi bir ülke. Siyasetmiş, batsın siyasetiniz sizin. Sizin bildiğiniz siyaset bu ülkenin anladığı siyaset değil. 

‘Kanal İstanbul öyle doğru işte’

İşte o rant projesi dediğimiz beton kanal, Kanal İstanbul öyle doğdu işte. Bizi yok saya saya, milleti yok saya saya. Ey halkım, bu beton kanalla ilgili ne biliyoruz? Arazilerin sahibi kim? Kimlere ne kadar rant sağlandı? Hangi projeler buradan nasıl veriliyor? Sevgili dostlar, 2 milyon nüfus geliyor, 2 milyon! Bakın, 2 milyon nüfus geliyor ve Kanal İstanbul projesinin içerisindeki konutların şu anda lağımının nereye akacağı belli değil. Bu ne telaştır yahu? Kime söz verdiniz? En başta demiştim, kötü bir emlakçı projesi. Kötü bir emlakçı projesi.

İşte o ihanetin, ihanet ettik dediklerinin kesinlikle ve kesinlikle bir rant projesi, bir yağma projesi olduğunu… Bakın 40 yılın en büyük yağmuru düştü, can gitti. İmarla, mimariyle ilgili konulara değen kısmından bahsedeceğim ama şunu söyleyelim. 135 milyon metrekarelik yeşil alanımız, kamu alanımız gidiyor bakın. Sazlıdere Barajı ve Terkos Barajı’nı yok ediyoruz. Ve o civarındaki 135 milyon metrekarelik tarım alanlarını yok ediyoruz, orman alanlarını yok… 135 milyon metre ne demek biliyor musunuz, 135 milyon metrekare? Beş tane Beylikdüzü demek.

Dört buçuk, beş tane Beylikdüzü demek. En basit örneğini verdim. Yok ediyoruz yani. “Kim?” Bir kişi istedi diye. Hiçbir bilimsel altyapısı yok, hiçbir teknik altyapısı yok. Bir kişi istedi diye. 

Bir fotoğraf var altta. Sadece gösterip geçeceğim. Bu işte az önce anlattığım imar rantının görüntüleri. Hatırlayın diye gösteriyorum. Zeytinburnu’nun tank bakım atölyesi mesela, kuleler. Başakşehir Şehit Ahmet Öztürk Kışlası. Binalar. Yani, sözü bana kentsel dönüşümü hızlandıracak falan filan. “Nerede deprem korkusu azaldı?” Esenler aynı Esenler, duruyor yine. Aheste aheste şişirdiler İstanbul’u. 

Çekmeköy, Şehit Onbaşı Azim Özdemir Kışlası. Beşiktaş Askeri Lojmanları, Beşiktaş Jandarma Dikimevi. Hani 2016 15 Temmuz hain girişiminden sonra ne demişlerdi? Kışlaları, İstanbul’daki askeri alanları donatı alanı ve yeşil alan olarak İstanbullulara kazandıracağız. Askeri alanları şehir dışına çıkarıyoruz dediler. Alın size donatı alanları. Alın size yeşil alan.

‘İkili hukukun kitabını yazdılar’

Bakın, şurada Sarıyer Maslak 3’üncü Kolordu Komutanlığı var. Meşhur, eee, 1453 müydü? Maslak. Hala daha falan devam ediyor, hala. Yani bir türlü toparlayamıyor. Öyle yanlış bir imar verdiler ki ya burasından toparlamaya çalışıyor, iptal ediyor. Orasından toparlamaya çalışıyor, iptal ediyor.

Sadece askeri alanları gösterdim size. Beşiktaş Askeri Lojmanları. Bak bakın, her birinin müteahhidi bayağı tanıdık yani. Artık cümbür cemaat biliyor yani kim olduklarını. Ne güzel iş değil mi? yani aldık elimize iki üç tane iş adamı. Efendim neymiş? Tabela almış da afiş asmış da bilmem ne mi? Kar mı ettik? Kar ettik vallahi. Sayın cumhurbaşkanının yüzde 1 dedi 40 katına. 40 katı, 30 katı, 50 katı kar ettik. Burada hapse atacağız, yok yolsuzluk. Hadi oradan! Hadi oradan!

Cesaretiniz varsa 4 trilyonluk yolsuzluğu sorgulayın. Muazzam vurgun, kimin boğazına girdi? Oradaki rüşveti irtikabı bu. Hadi bakalım, öyle dik durmayla falan kasıla kasıla yürümeyle olmuyor yani. Geçin o işleri. Biz, biz mahallelileri biliriz yani.

Adamına göre soruşturma, yakınınagöre iddianame. İkili hukuk, işte hukukun kitabını yazdılar, ikili hukuk. Kitabını yazdılar. Dünya tarihine geçtiler. Bu kitabı yazanlar, bir gün o kitabın hesabını mutlaka yüce Türk yargısının huzurunda verecekler. Umarım sayfalar orada biter. Bundan sonra bu kötülük ve bu ihanet Türk yargısına yapılmasına son verirsiniz.

13:30 | Büyük bir yağmadan bahsediyorum

Çok net, sıfır. 2 bin 278, sıfır. Şu 85 milyar dolar dediğim şey ne biliyor musunuz? O 2 bin 278 imar değişikliği için de 35 proje ha.

Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. Yedi yıllık dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. Ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur. Neler neler konuşuruz. 

Ama ben bunları dediğimde iddia makamı duyar mı, savcılık duyar mı? Duymaz! Duymaz, biliyorum. Böyle bir derdi yok. Şu andaki dertleri muhalefet. Şu andaki dertleri muhalefet, Ekrem İmamoğlu. Başka bir dertleri yok. Muhalifler, Halk TV. Murat Ağırel ayağı kelepçeli, sabah gene gitmişler evinden, yok fonla ilgili gözaltına almışlar evden. Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu? Ama gariban Murat Ağırel’ihem kelepçeli eve koy hem de git sabahın köründe evinden gözaltına al. Aymazlık bu, aymazlık! Bu büyük bir mesele.

‘Halkım, birlik olun’

Onun için tekrar ediyorum, ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80’ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır.İşte İstanbul’un müteahhit ve rant odaklı gayrimenkul başkenti olduğu bir 10 yıldan sonra, halk odaklı, kamusal donatı ve altyapı öncelikli yaşam kenti vizyonuna geçtik biz.

Ben hatırlıyorum yani ben 2019’dan itibaren, iddialı konuşacağım, pazarlardan çıkmadım. Bir siyasetçinin pazara girmesi kolay değildir biliyor musunuz? Hele hele belediye başkanının pazara girmesi çok zordur biliyor musunuz? Yani belediye başkanını bırakmazlar yani. İniğini ciciğini böyle her şeyini ister senden vatandaş. Doğal hakkı, bunu şikâyet olsun diye söylemiyorum. Ben pazarlardan çıkmadım, çıkmadım.

Birileri sarayda oturuyordu. Birileri mecliste görev yaptığını zannediyordu. Vatandaşın arasına çıkamadıkları dönemde ben altı sene boyunca pazarlardan geri durmadım. Sokaklardan, caddelerden her şeyi paylaştım insanlarla, her şeyi. Ve o insanlarla her şeyi konuştum. Çünkü onlara hizmet ediyoruz ya. Onu dinlemeyeceğiz de kimi dinleyeceğiz yani? Şu anda şeyi yönetenler sadece birbirini dinlemekle meşgul. Artık birbirlerini de dinleyemiyorlar. Bir odaya koysak onları, her biri birbirine şüpheyle, şüpheyle bakar, acaba o foncu mu, değil mi? Ya da kendi foncuysa, ulan acaba anladı mı benim foncu olduğumu? Böyle bir manzara yani.

Onun için gerçekten çok büyük ve özenli bir emek verdik. Yol arkadaşlarım buraya çıktılar, kendileri de aslında İstanbul’a olan ihaneti anlattılar. Şehircilik anlayışımızın kişilere rant değil tüm milletimize fayda olduğunu, İstanbul’un silüetine ihanet edilen dönemden, Mimari Estetik Komisyonuyla birlikte İstanbul’u korumaya yönelik atılan adımları anlattılar. Ve her anlatıyla bir iftiranamenin önümüze koyulduğunu ve aslında çöp olduğunu herkes gördü. Onun için bu davaya kimseyi inandıramadınız, inandıramayacaksınız.

Niçin naklen yayın istenmedi zannediyorsunuz? Yani naklen yayın niçin istenmedi? Ya ben size bir şey söyleyeyim mi? Hani şu kayda alınıyor değil mi, kayda? Yani SEGBİS kaydına ya. Yahu kendileri kırpsın, kırpsın. Ey Adalet Bakanlığı, kendiniz kırpın. Böyle parçalayın, içinden seçin. İstediğinizi de seçin. Yarım saatini, bir saatini millete gösterin. İddialıyım ya. Bir televizyon programı, istediğiyle, istediği insanlarla… Yani karşıma kimi getirmek istiyorlarsa getirsinler, bir saat ya, bir saat. Milletin huzuruna çıkalım ya. Bir saat. Bir saat. Ters yüz olmazlarsa namerdim, ters yüz. Milletin huzuruna çıkamazlar, onun için canlı yayın istemediler. İstemezler, korkarlar çünkü. Çünkü suçlarını biliyorlar.

‘Bir evrak göstereyim size, çok manidar’

Bir evrak göstereyim size, çok manidar. Hatırlayalım, 25 Aralık 2013’te Erdoğan Bayraktar’ın dediğine. Okuyorum: “İmar planlarının büyük bir bölümü sayın başbakan, yani Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yapılmıştır. Sayın başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletimize saygılar sunuyorum.”

Vallahi benim bir tane Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’ndaki arkadaşlarım da burada. Sayın Belediye Başkanı da o dönemde birlikte çalıştık. Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde de yönettiği arkadaşlarım burada. Bir tane şuranın imarını değiştirin dedim mi, demedim mi? Vallahi demedim, billahi demedim. Vallahi demem, billahi demem. Yani hemen… Bu bir kültürsüzlük yani. Hani bu ahlak dışı bir durum yani. Ama bölge planları yaptık, ilçelere geniş baktık. Okul nereye lazım, cami nereye lazım, cemevi nereye lazım, ne bileyim işte yeşil alan nereye lazım, o nereye, her şeye baktık, her şeye. Alın size işte. Ben demiyorum. Gizli değil, açık. Hani gizli tanık falan değil yani.

Yine dün bahsettiğim şeyi bugün göstereyim. Bir alta geçer misiniz? Çünkü bu anlayış oradan geliyor. 2 Nisan 1996 Meydan Gazetesi: “Kaçak yapılara ruhsat verip bağış alıyoruz.” Vallahi bir tane göstersinler bakalım, Ekrem İmamoğlu döneminde kaçak yapıya göz yumulduğunu. Yüzlerce kaçak binayı, bütün itirazlara ve bütün farklı baskılara rağmen havzalardan temizledik, yıktık. İSKİ’den Allah razı olsun.

Geçelim burayı şimdilik. Konusu açılmışken buradan bir parantez açmak isterim. Yani bu iddianamenin en çarpıcı özelliklerinden biri şudur: İddianameyi yazan ve yazdıran anlayış, istediği kişiyi sanık yapıyor ve tutukluyor. İstediği kişiyi. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Akşamdan sabaha karar veriyor. Hani buradan biz bir şey çıkartır mıyız, sinekten yağ çıkar mı… İstediği kişiyi sanık yapıyor ve tutukluyor. İstediği kişiyi de hiç görmüyor, buharlaştırıyor. Acayip bir mekanizma.

2019 öncesini tarihten silinmiş gibi kabul eden bir savcılıktan bahsediyorum. İktidara ya da onlara yandaşlık yapan ya da en baştaki kişiye yakınlığı bilinen kişileri, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, yakınlığı bilinen kişileri tanık, hatta müşteki olarak bile dosyaya koymadılar. Buharlaştırdılar, uçtu gittiler yani. Ekrem İmamoğlu’yla çay içen hapse girdi ya. Çay içen ya! Çok özür dilerim Hüseyin Bey, tanışmıyoruz ya. Ya tanışmıyoruz, beyefendi hapiste ya.

13:15 | Cumhurbaşkanı boş yere ‘Biz bu şehre ihanet ettik’ demedi

Bizim planlama felsefemizin odağında, İstanbullulara ve İstanbul’a hizmet var. Ama bizden önceki dönemde ise güzel İstanbul’umuzun yağmalanacak büyük bir arsa gibi görülmüş bir dönemi vardır.  Sayın cumhurbaşkanı boş yere “Biz bu şehre ihanet ettik” demedi.

Bir anda arsanın değeri emsal imar çıkarılmış üç kat, dört kat artırılıyor. Boşuna mı yapıyor bunu belediye sizce, sizce? Belediyenin kasasına giren bir şey yok onu söyleyeyim. Belediyenin kasasına giren 1 lira yok. Ama bu düzeni İstanbul’da işlettiler. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin imar komisyonu emlak ofisine dönüşmüştür ve emlak imar pazarlama ofisine dönüşmüştür. 2 bin 278 parsel bazlı İstanbul’da imar artışı. Tamamen deprem gerçeğini görmezden gelen, plan prensiplerini yok sayan, orada yeşil alan ihtiyacı nedir, park alanı ihtiyacı nedir, okul ihtiyacı nedir, çevresindeki trafiğin akış düzeniyle ilgili planlama prensipleri nedir, bütün bunları yok sayan, sadece oraya odaklanıp oraya ben en fazla ne yapabilirim diyen bir anlayışla, bir anlayışla imar geçirilen parsel bazlı sayısıdır 2 bin 278.

13:04 | Ey halkım, soyulduk

10 yılın yani 2007-2009’dan sonra 2019 arası geliştirilen projelerde, yapılan imar tadilatlarıyla, yani İstanbul halkına ait olan gökyüzüne sığdırdıkları binalarla, kamu binalarına fonksiyonlarını değiştirerek yaptıkları binalarla ekstra ne elde ettiler? Tam 85 milyar dolar. Tam o zamanki kurla, yine o kitabı hazırladığı kurla 3 trilyon 950 milyar lira 85 milyar dolar İBB’nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız.

Dolar bazında İstanbul iki, üç kat değerlendi. 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. Sevgili İstanbullular, soyulduk.

Bunlar Üsküdar’daki o canım sahili bile işgal ettiler. Büfeye verdiler, restoranlara verdiler. Üsküdar örnek veriyorum size. Yani Bakırköy, Zeytinburnu sabahlara kadar anlatırım yani İstanbul’u. Ben İstanbul’u minibüsle, otobüsle 1990 yılından itibaren Tuzla’dan Silivri’ye kadar dolaşmış biriyim.

Yeşil alan, sit alanı, afet alanı, boğazın silüeti, onlar için hiç fark etmedi. Hiç fark etmedi. Ama ama onlara binada rant de, imar rantı de, emsal artışında bayılıyorlar. Bayılıyorlar.

Böyle bir kültür getirdiler 2004’ten sonra İstanbul’a. Onun için bugün şehir plancısı kıymetli arkadaşlarımızın tutuklanması tesadüf değil.

Belediyelerde şehir plancısı yok hükmündedir biliyor musunuz? Yoktur, bulamazsınız yani.

Ben ve yol arkadaşlarım kent suçlarına engel olduk. Kentlerimizin sağlıklı ve güvenli gelişmesi için görevimizi ifa ettik. Onun için tutukladılar. Bu elbette tesadüf değil. Tercihin nedeni açıktır. Kent rantlarını yöneterek sermaye transferi yapan bir dönem içerisindeydik çünkü. Şehir plancıları bugüne kadar aldıkları yerel kararlarla, planlama süreçleriyle ve bilimsel itirazlarıyla çok sayıda rant projesinin önüne durmuştur. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde kamu yararına aykırı çevreye, yaşam alanlarını tehdit eden projeler bu sayede ya durduruldu ya da değiştirildi. Yani tabiri caizse kurtarabildiğimizi kurtardık.

Bizden önceki dönemde, işte az önce sadece 130 projede 85 milyar dolar, o günkü dönemdeki değerlerinin oluşturduğu toplam rakam. 2009-2019 arasındaki rant odaklı planlamanın sonucu. Herkes bilmeyebilir, donatı alanından geçti diyorum ya, donatı alanı aslında o yerleşimin alanının ihtiyaç duyduğu fonksiyonlar demek. Yani donatı alanda kültür alanı vardır, dini tesis alanı vardır, sağlık tesisi alanı vardır. Donatıyı deyince anlamayan yurttaşlarımız olabilir. Yani bunları yok ederek imar rantını ürettiler bu şehirde.

Kamu yararı ve sosyal donatı odaklı planlama dönemini biz yaşattık İstanbul’a, biz. Ve hem mecliste çoğunluk değilken hem de mecliste çoğunluk olduğumuz zamanda ahlaklı, şehir planlaması etiğine uygun, insan odaklı, bu şehri işte azgın birtakım afetlerden koruyan planlamaları getirmek için büyük çaba sarf ettik. Büyük oranda başarılı olduk ama ne yazık ki o kayıp dönemde yapılan yapılmıştı. Hala da yapılıyor.

12:56 | Ahtapotun kolu bu

Planlı bir şekilde kamu aleyhine vurgun yapanlar serbest. Bunu ortaya koymak için bütün denetim kurullarıyla hareket geçen Ekrem İmamoğlu da Silivri’de. Ellerinde ne var? Sıfır. Ya laptop var, ya bilgisayar var, başka bir şey yok. Birbirlerine ne dedi, ne demedi! Belge de yok.

Söz konusu biz olunca yoktan var edilen yolsuzluk suçlaması, ama AK Parti dönemi olunca tamamı somut delillere dayalı yolsuzluk dosyalarının yok olması, buharlaşması, İçişleri Bakanlığının el koyması, efendime söyleyeyim savcılığın kovuşturmaya yer yok demesi, bakanlığın getir bakayım bunları ben inceleyeceğim demesi neye benziyor bu? Ahtapotun kolları. Ahtapotun kolu bu.Ben demedim ahtapotun kolu.

İlk kim dediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Daha biz tutuklanmadan sayın cumhurbaşkanı dedi ahtapotun kolları. Ben bilmem ahtapotun kolları. Ahtapotun kolunu bir tek balık lokantalarında biliyorum. Var başka bir yerde bilmiyorum. Dünya alem biliyor dertlerinin yolsuzluk olmadığını, dünya alem biliyor. İstanbul’da çıkalım, Türkiye’yi gezelim. Yağma diyelim, rant diyelim, imar rantı diyelim, yolsuzluk diyelim; iddiayla söylüyorum ki herkesin aklına gelecek kişiyi ve grubu ve partiyi ben biliyorum. Yüzde 80, iddiayla söylüyorum. En az yüzde 80. Bu kadar iddialı konuşuyorum.

12:40 | Buna ne diyecek merak ediyorum sayın cumhurbaşkanı

Sayın cumhurbaşkanı (Tayyip Erdoğan) 17-25 Aralık sürecinde başbakan iken ne demişti hatırlayın: “Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım. Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu?” Tekrar ediyorum: “Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım. Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu? Eğer devletin kasasından para çıkmıyorsa buna yolsuzluk diyemezsiniz.” Alın size devletin kasasından çatır çatır hem de öyle basit paralar değil. Listenin altında 2,5 milyar dolar yazıyor. Bu sadece 33 dosya. 

Böyle bir arsızlık, böyle bir yağmacılık tarih yazmamıştır.

Buna ne diyecek merak ediyorum sayın cumhurbaşkanı. Bizzat kendi onayıyla, İBB’nin kasasından, öyle anlatıyor çünkü dilekçede yazıyor ha, sayın cumhurbaşkanı onayıyla diyor. Bizzat onayıyla İBB’nin kasasından 106 milyon dolardan fazla para çıkıyor. Ne güzel dünya değil mi? İmarsız araziyi ucuza satın al, sonra İBB buna ticari konut imarı versin. İmarsız araziye, bakın. Hani bunu örneklerinde de anlatamadım onun için böyle yani bir bir örnek geliştireyim dedim valla yapamadım, beceremedim yani, tarihte örneği yok.

Bakın bunlar dedikodu, duyum değil yani somut, somut. Net. Net. Bakın, iddiayla söylüyorum, 106 milyon dolar, iddiayla söylüyorum, inançla söylüyorum; o 106 milyon dolar o firmanın sahibinin cebine gitmemiştir. Bak, iddiayla söylüyorum. İnançla söylüyorum. Duyum değil bak, içimden söylüyorum. O 106 milyon dolar o firmanın sahibinin cebine git-me-miştir. Nokta.

12:15 | Ortada bir yargı saldırısı var

Şimdi yandaş basının özellikle iyi dinlemesini isterim. AK Parti dönemi bizimle ilgili iddialar ortaya atılıyor ve deniliyor ki şu oldu, bu oldu. Ne var? Beyan var. Ne var? Uydurma bilirkişi raporları var. Ortada bir delil yok. Tekrar ediyorum, yedi ay bitti ve buradayız.Yedi ayın üzerine bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar, sanık itirafçılar bir tek delil, bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar. Sadece beyan, sadece dedikodu.

Türkiye’deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye’deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği’nin seçimindeki sonuç. Bunu böyle okumalıyız.

Dolayısıyla Türkiye’deki muhalefetin, muhalif düşüncenin, muhalif kurumların, kuruluşların, sivil toplumun bir arada durması artık siyasi saikle bir yol haritası değildir. Türkiye’de cumhuriyeti, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. Adaleti yeniden inşa etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir.

İmamoğlu savunmada: Yalanı kendi delilleri ortaya çıkardı

Tam metin: İmamoğlu’nun ilk günkü savunması

İmamoğlu savunmada: Rahmetli Topbaş’a da aynı düzeni kurdular

İmamoğlu savunmada: İstanbul’da bir operasyona başlanacağını, 2024 Haziran’ında duydum

İmamoğlu hakkındaki hapis ve siyasi yasağı istinafa taşıdı

İBB davası: İmamoğlu ve avukatlarına savunma için dört gün

İmamoğlu: Özel’in aldığı kararın altına imzamı atıyorum

İmamoğlu: Bu iddianameyi yazanları burada yargılamaya devam edeceğim