Bugün sorun, toplumda başlayan değişimle, toplumsal kesimler arası etkileşimle bir dönem doğan “ruh hâli”nin siyaset yelpazesine yansımamasıyla baş gösterdi.
Zira siyaset, toplumun önünde koştu.
Siyaset güce, parti içi iktidara endekslendi.
AK Parti bu hikâyeyi derinden yaşadı. Ve sonunda Erdoğan’ın partisine dönüştü. Dahası toplumu siyasete hapsetti.
Muhalefette de görüntü farklı ama sonuç benzer.
Yeni Parti-CHP ilişkisi, çatışması bu duruma örnek.
Bu çatışma, ayrışma, heyecanlı muhalif kesim dışında ortalama muhalif kitleleri siyasi oyundan düşürüyor. Başka bir deyişle depolitize ediyor, politikadan uzaklaştırıyor. Başarıyı, gücü kişilere, kişilerin parti içi yarışmasına kilitliyor.
Bu nasıl değişir?
Muhalefet bakımından bu soruyu yanıtlayabilmek, önce bugün toplumsal alanda ve siyasal alanda yaşanan gelişmeleri ve bunların dinamiklerini anlamakla mümkün.
Toplumda ne oluyor, siyasette ne oluyor, devlette ne oluyor? Bunlar birbirini tetikleyerek neden zincirleme bir dönüşüm sistemi içinde evriliyor?
Bu soruları yanıtlamak içinse önce muhalif zihniyetin, kendi tasavvur ettiğinden farklı bir toplum olduğunu kabul etmesi yani siyasetin ön koşulunun bir toplum tasavvuru olduğunu bilmesi gerekir.