Akif Beki: İktidar Trump'a ve Aliyev'e gösterdiği anlayışı kimseye göstermedi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Aliyev’i okullarda başörtüsü yasağından dönmeye çağırdığı için, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden oldu.

Saral’ın göreviyle bağdaşmayacak sosyal medya aktivizmi, kendi muhaliflerimizi sivri dille dümdüz giderek hedefe koyarken dert edilmedi.

O gazeteciye suyunun ısındığını söylerken veya iktidara şu yan bakanı muhafızlar tutsun, zindana atsın havalarında esip gürlerken danışmana yakışmaz, denmedi.

Saral’ı uyaran, durduran çıkmadı. Tâ ki Aliyev’in başörtüsü yasağına muhalefetine kadar, o zaman başı yendi.

İktidar, peygamberimiz Hz. Muhammed’in adına dil uzatma ve Müslüman düşmanlığında Trump’a, İsrail’le dostluk ve basörtüsü yasağında da Aliyev’e gösterdiği anlayışı kimseye göstermedi.

Yarısını değil çeyreğini Fransızlar, Almanlar yapsa seyreyleyin gümbürtüyü. Dinimize, kutsallarımıza saldırı diye üstüne vazife almaması mümkün mü, kim tutardı Ankara’yı….

Ancak idare ettiklerimiz ve hatırını saydıklarımız, yüz verdikçe astarını da istiyor.

Trump ne isterse yapacağımızı, Aliyev ise ne söyleyemeyeceğimizi vurup duruyor yüzümüze.

İkisi de yenilir yutulur olmayan demir leblebi, hazımları zor.

Görmezden, duymazdan gelme safhası da geçildi. İstedikleri cevapla geri dönüyoruz. Yine de gösterdiğimiz esneklik ve tolerans, karşı tarafta hoşnutluk yerine sıfır tolerans katılığına çarpıyor.

Kızılmayacak gibi mi? Ama kızmak yerine iğneyi onlara batırırken Aliyev’in tuttuğu aynada çuvaldızı asıl kendimize batırmazsak ders çıkaramayız.

Gerilimin daha başlarında sormuştum: Aliyev’in, ‘eleştiri ve tepkileri susturun’ talebindeki rahatlık nereden geliyordu?

‘Ayıplayacak ve kınayacak durumda değilsiniz. Yapmadığınız şey mi bunlar, kendinize gördüğünüz hakkı bize de tanıyın’ rahatlığından başka neden olabilir?

Akif Beki’nin yazısı