Bugünlerde devlet içinde iki farklı üslup göze çarpıyor… Birincisi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın New York gezisinde IŞİD’le birlikte PKK’ya yüklenmesiyle başlayan ‘IŞİD’e karşıyız ama PKK’ya da bir o kadar karşıyız’ üslubu. Bu gruba, Genelkurmay’ı da katın. Bu hafta medyaya sızan haberler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sadece IŞİD değil aynı zamanda bölgede yükselen PKK/PYD aktivizminden de rahatsız olduğunu net bir şekilde gösteriyor.
‘Güvenli bölgeler’ söylemi de, Suruç’ta günlerdir devam eden gazlı müdahaleler de, gazetecilere fısıldanan Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in aslında Suriye’ye girmek istediği yolundaki haberler de, burada gerçek tehdit algısının IŞİD değil PKK olduğunu gösteriyor. Bu gruba, ‘Eski Ankara’ diyelim. Belli ki Başbakan Erdoğan bu hafta boşuna “Ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da, PKK gibi bir terör örgütü ortadayken niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor, ona karşı niye bir ortak mücadele verelim demiyorsun?” demedi.
Çünkü Eski Ankara, PKK’nın yükselen profili ve Kobani’de yaşananların PYD’yi bir anda IŞİD karşıtı uluslararası cephenin müttefiki durumuna düşürmesinden hoşnut değil. PKK’ya geniş bir manevra alanı açıldığını düşünüyor. Çözüm sürecini yavaşlatmak pahasına, Kürtlerin bağımsız birer uluslararası aktör olmasının, Türkiye için tehdit teşkil edeceğini düşünüyor.