Kalabalık bir otoyolda doludizgin bir tank; önündeki otomobilleri sağa-sola kaçmaya mecbur eden, barikatları dağıtan, gaflet göstereni ezip geçen, yoluna çıkanların kaportasını yırtıp içindekileri hastanelik ederek son hızla ileriye doğru hareket halindeki bir tank.
Tankın içindekiler şöyle düşünüyor; “Durmamalıyız, bir kere frene basarsak bir daha asla hareket edemeyiz!” Gerisinde enkaz ve kargaşa mukadder kaderine koşuşturan bu tankın içindekiler hükûmet efrâdı. Hedefleri bir sonraki seçim; sonraki seçime kadar, arkasına hiç bakmaksızın hareket edebilirse, işlediği bilumum ‘trafik’ suçlarından yakayı sıyırabilecekler. “Durmak yok, yola devam” mottosu, hadiseyi iyi özetliyor.
Ne var ki tank, kat ettiği her metrede ardında suç delilleri bırakarak ilerleyebiliyor; trafik suçu filan değil; yüz kızartıcı faslından başlamak üzere anayasa ihlâllerine kadar çoğalan bir suç koleksiyonu. İşlenen her suç, içerdekilerin ümitsizliğini ve ümidini artırıyor. Seçim durağında kısa bir mola verip, “İyi gidiyorsun arslanım, devam!” cevabı alabilirlerse yeniden devam edebilecekler fakat, diyelim ki palet dağılması, motor arızası veya yakıt tükenmesi gibi herhangi bir sebeple duraksayacak olurlarsa, arkalarında bıraktıkları suç zincirinin ağırlığından ötürü bir daha asla hareket edemeyecek, ‘Trafik’ten ebediyyen men olunacaklar. Bu çılgın yol hikâyesi için mutlu son yok. Tek ‘başarı’ ümidi, otoriter ve antidemokratik bir korku diktası tesis edebilmek.