Türkiye Arap Baharı ve Sünni politikası konusunda, (kimi taktik hatalara, söylem fazlalıklarına, kestirim eksikliklerine rağmen) bizce tarihi açıdan doğru bir yol tutturmuştur. Çoğulculuk potansiyeli olan ılımlı hareketlere verdiği destek, monolitik ve dayatmacı siyasete aldığı mesafe siyaseten değerli ve önemlidir. Tarih de umarız bu istikamete doğru akar.
Söz konusu Kürt politikası olduğu zaman, Türkiye attığı tüm olumlu adımlara, yürüttüğü cesur çözüm sürecine rağmen ‘uluslararası Kürt alanının oluşumunu engelleme’, ‘kendi Kürt meselesini soyutlayıp Türkiye içinde buharlaştırmayı umma’ politikalarıyla (en azından şimdilik) tarihi bir hata yapmaktadır.
Bu hata iki gün önce söylediğim gibi, ‘Rojava’nın PKK’nın eylem sahası ve Türkiye’deki Kürtlerin bir parçası olduğunu bilmesi gereken Türkiye’nin, bu bölgeyi doğal siyasi tampon olarak kullanmak, çözüm sürecine entegre etmek yerine tam tersi bir tutum’ izlemesidir. Çoğulculuk, kapsayıcılık ve demokratik şemsiye bu konuda tarihin akışına uygun olarak Türkiye’nin ana politikası olmalıdır. Bölgenin iki tarihi meselesi ‘siyasi erdem, çoğulculuk ve demokratik siyaset’ üçlüsü etrafında ele alınabilirse, ulusal çıkarın ana istikametinin bu olduğu görülürse, Türkiye’de bir 21. Yüzyıl gerçeği olur.