Rehine yakını isyan etti: Ne güvencen vardı da konsolosluğu tahliye etmedin?

 

ABD’nin Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı operasyon hazırlığı örgütün 95 gündür rehin tuttuğu 49 rehinenin yakınlarını tedirgin ederken, rehinelerden Nermin Taşdelen Yılmaz’in ağabeyi, 11 aylık Kuzey Deniz’in de dayısı olan Muammer Taşdelen AKP hükümetine veryansın etti.

Hassasiyetle çalışıyoruz” sözlerini artık duymak istemediğini söyleyen Taşdelen, ”Üç ayda Musul’a tünel kazardım’‘ diyor, konsolosluğun uyarılara rağmen tahliye edilmemesini affedemiyor. Taşdelen, dönemin dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olmasına da isyan etti: ”Başbakan olduğunda başımdan aşağı kaynar sular döküldü diyeceğim o da kesmiyor.

Cumhuriyet’ten Özlem Güvemli’ye konuşan Taşdelen şunları anlattı:

‘Yapacak bir şey olmadığı için umutluyum’

Muammer Taşdelen
Muammer Taşdelen

* ‘‘Kötü ihtimaller bizi kaygılandırıyor. IŞİD dışında da bir sürü tehdit var orada… YPG’nin, Maliki’nin ya da ABD’nin saldırıları sırasında rehinelerin can kaybı yaşamayacağının garantisini kimse veremez. Elimiz kolumuz bağlı. Yapılan girişimlere güvendiğimden değil, yapacak bir şeyim olmadığı için umudum var.

’10 HAziran’da tahliye bekliyorduk’

* İlk kriz haberini 7 Haziran’da aldıklarını anlatan Taşdelen, “Kardeşim durumun karışık olduğunu, dışarıya çıkmadıkları için konsolosluğun güvenli olduğunu söyledi. 9’unda IŞİD’in saldırılarının olduğunu öğrendik. 9 Haziran gecesini saldırılar yoğunlaştığı için sığınakta geçirdiler. 10’una kadar düzenli olarak telefonda konuştuk. Biz de ‘durum çok kritik, dönün’ dedik. Konsolos Öztürk Yılmaz’ın Ankara’ya yazısını gönderdiğini gece tahliyenin gerçekleşebileceğini söyleyip ‘İstanbul’da bizi karşılayın’ dedi. Biz 10 Haziran’da gelecekler diye bekliyorduk ama 10’unda tahliye olmadı” diyor.

‘Hassasiyetle’ sözcüğünden bıktılar

* ‘‘Ben olayı okuldan sonra 16.00 civarında öğrendim. Bizi kimse aramadı. Olayı medyadan öğrenince Dışişleri Bakanlığı’na ulaşmaya çalıştım. Telefon numarası bulmakta bile zorluk çektik. Henüz kriz masası oluşturulmamıştı. Sonunda ulaştık, bize ‘durumu araştırıyoruz, size döneceğiz’ dediler. 19.00 civarında bana döndüler ve ‘durumun üzerinde hassasiyetle çalışıyoruz’ dediler. ‘Hassasiyetle çalışıyoruz’ sözünü aylardır duyuyorum. Hayatımızda en aşina olduğumuz cümle oldu. 4 aydır bu cümle ile yatıp kalkıyoruz. O gün bugündür bekliyoruz. Yaptığımız başka da bir şey yok.”

’13 Haziran’dan beri bilgi almadık’

* Aile üç aydır sadece bir kez, o da baskından iki gün sonra 13 Haziran’da Nermin’den haber almış. Taşdelen, “Ama o günden sonra bize hiç bilgi gelmedi. 26 Haziran’da Dışişleri Bakanlığı’ndan babamı aradılar. Naci Koru rehin yakınları ile görüşecek diye bilgi geldi. 27’sinde kalktım gittim Ankara’ya. Bizimle bilgi paylaşacaklarını düşündük. Ama bize hiçbir bilgi vermediler. ‘Nasılsınız, iyi misiniz’ demeye çağırmışlar. Bir sürü soru sorduk ama hiçbirine yanıt alamadık” diyor.

‘Trablus’u niye tahliye ettiniz o zaman?’

* Taşdelen’in hükümete üç temel sorusu var:

1- “Niye tahliye edilmediler? Bülent Arınç açıklama yapıp ‘devlet böyle bir durumda personelini hemen tahliye ederse itibarı kalmaz’ dedi. 49 personel rehin vermişsiniz şimdi itibar mı sağladınız? Bingazi, Basra, Trablus’u niye tahliye ettiniz o zaman?

2- İkinci sorumuz; bu işin sorumluları kimler, biz kimleri muhatap alacağız? Bizim en çok ağrımıza giden, bu işin sorumlusunun ortaya çıkmaması. Suç duyurusunda bulunduk dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında ama takipsizlik kararı çıktı.

3- Ne zaman gelecekler? Bugüne kadar hiç sormadık ama o kadar uzun süre geçti ki artık bunun yanıtını istiyoruz.”

‘Hep ‘hassasiyetle’ diyorlar’

* Taşdelen, yeni Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla temasa geçmediklerini anlatıyor. Artık Dışişleri Bakanlığı’nı aramanın da bir mantığı kalmadığını düşünüyorlar çünkü üç aydır yanıt hep aynı: “En kısa zamanda gelecekler, konunun üzerinde hassasiyetle duruyoruz.”

‘IŞİD’e destek vermediklerine inanmıyoruz’

* Dışişleri’nde kendilerinin çağırıldığı iki toplantıda bakanlık yetkililerine “IŞİD sizin besleyip büyüttüğünüz çocuğunuz” eleştirisini yönelten Taşdelen, ”Doğrudan ya da dolaylı bu örgütle bağlantımız yoktur” yanıtını almış. Ancak bu yanıt onu tatmin etmemiş: ”Biz her gün yeni bir haber alıyoruz. Türkiye’de tedavi olan IŞİD militanı ya da Türkiye’den örgüte katılanların haberleri geliyor. IŞİD militanlarına Türkiye’den yapılan yardımları görüyoruz. Bütün bunlar varken ‘desteğimiz yok’ açıklaması insanları çok fazla rahatlatmıyor.

”Üç ayda Musul’a tünel kazardım”

* Taşdelen, kriz merkezinin 17 Haziran’dan 25 Temmuz’a kadar hep aynı açıklamayı yayımlamasına tepki gösterince ‘Başka bir şey yok, ne yazalım’ yanıtını almış. Rehine yakını tepkili: ”Üç ay boyunca bir adım atılmaz mı? Ben Ankara’dan tünel açmaya başlasam 85 günde Musul’a ulaşırdım. ‘Adım atıyoruz ama size söyleyemiyoruz’ diyorlar. Tamam bana söyleme ama elinde sunabileceğin bir malzemen olsun.”

‘En azından sağlık durumlarını bilelim’

* ”Sağdan soldan bir şeyler duyuyorum” diyen Taşdelen şöyle devam ediyor: ”Kimisi diyor rehinler Rakka’ya götürüldü, kimisi aşiretlere dağıtıldılar, kimisi Suriye’de bir bölgede tutuluyorlar diyor. Bana en azından nerede tutulduklarına dair bir bilgi ver. Ben de şu gün gelecekler diye tarih vermelerini beklemiyorum ama bana en azından sağlık durumları ve nerede tutulduklarını söylesinler. Dışişleri bize sadece ‘sağlık durumlarında herhangi bir olumsuzluk yok’açıklaması yapıyor. Sanki IŞİD her sabah rehinelere düzenli sağlık kontolünden geçiriyor. 3 aydır rehinler, ailelerinin sesine hasret, dış dünya ile temasları yok, hangi sağlık durumundan bahsediyorsunuz?”

Erdoğan ile görüşmek isterdim

* Süreçte Tayyip Erdoğan’ın kendileriyle hiç görüşmediğine dikkat çeken Taşdelen, “Aslında görüşmek ve kendisine ‘neden tahliye etmediniz’ diye sormak isterdim. ‘İstihbaratımız güçlü, tüm Ortadoğu’da sözümüz geçiyor’ diye övünüyorlar. Bu kadar istihbaratınız ne yaptı IŞİD Musul’a girerken? Dicle kıyısında balık mı tutuyorlardı? O süreçte neden tahliye edilmedi? Bunun açıklamasını öğrenmek istiyorum. 49 rehineye bedel olarak biçilen neydi? İnsanlar göz göre göre teslim edilmezler. Ne güvencen var ki insanları geri çekmiyorsun? Bütün alileler olarak en çok merak ettiğimiz bu…” diyor.

‘Şöhret peşinde koşmakla suçlandım’

* Diğer ailelerin korktukları için konuşmadığını söyleyen Taşdelen, Dışişleri’ndeki son toplantıda tepki de çekmiş: ”O son toplantıya küfrederek girdik, şükrederek çıktık. İnsanlar basına açıklama yapmayalım, yakınlarımızın hayatları tehlikeye girer demeye başladılar. Naci Koru,‘basına açıklama yapıyorsunuz, konsolosluk görevlileriyle irtibatımız da kesildi’ diye çıkıştı. Beni konuştuğum için şöhret peşinde koşmakla suçladılar.

‘Davutoğlu’nun başbakan olması kara mizah gibi’

* Taşdelen, dönemin dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun başbakan olması karşısında da ne diyeceğini bilemiyor: “Türkiye’de birtakım şeyler ödüllendiriliyor. 49 vatandaşını rehin ver başbakan olursun, cumhurbaşkanı olursun. Ben anlayamıyorum. Tutarsızlıklar ülkesinde yaşıyoruz. Kara mizah gibi her şey. Çözümsüz bir noktadayız. Duyduğumda inanamadım. 49 insanı rehin alınmış Davutoğlu, Konya’dan Twitter hesabından bayram kutlaması yapıyor. Adam bayram yapıyor, bizim gözümüz yolda elimizde telefon, TV ile yatıp kalkıyoruz. Başbakan olduğunda başımdan aşağı kaynar sular döküldü diyeceğim o da kesmiyor. İnsanın aklı almıyor, mümkün değil diyorsunuz.”