IŞİD, Arap Baharı adı altında ortaya çıkan ‘Sünni hareketlilik’ karşısında başta Batı olmak üzere, bölge ülkelerini kuşatan yanlış strateji- lerin bir sonucudur. Diktatörlüklerin yıkılması sonrası açılan evre, dindar kitleler ya da İslam ile siyaset arasındaki bir temas evresiydi ve bu evre iki eksene işaret etmiştir. İlk eksende zaman içinde muhtemel bir çoğulculuğu üretebilecek Müslüman Kardeşler gibi ılımlı yapılar bulunurken, ikinci eksende IŞİD ve benzeri, katı ve radikal selefi yapılar bulunuyordu.
Tunus, Mısır gibi ülkelerde değişim bunun için umut vermiş ve Arap Baharı’nın ilk evresi çoşkuyla karşılanmıştı. Ancak Mısır’da eski rejimin geri dönmesiyle başlayan, Müslüman Kardeşler’in pek çok ülkede terörist ilan edilmesiyle devam eden ikinci evre dengeleri değiştirmiş ve selefi yapıların önünü açmıştır. Önü açılan sadece örgütler değil, aynı zamanda selefilere doğru bir çekim ve cazibe hattı olmuştur. Suriye konusundaki reaksiyon boşluğunun da, bu gelişmeye katkıda bulunduğuna, Selefi örgütlere eylem alanı verdiğine şüphe yok. Türkiye’nin Esad karşısında IŞİD’e yanlış bir kestirimle verdiği destek ciddi bir sorun ve paradoks olarak görünse de meselenin özü bir önceki bahistedir ve Türkiye’nin politikası ilkesel olarak doğrudur. Altını çizmek gerekirse, burada kimilerinin gördüğü Sunnicilikten öte bir durum ve politika vardır.
Umalım geçmişten ders alınır…