“Tehlikeli Hayallerin Yılı” adlı bu kitabında Zizek, aynı dönemde New York, Londra, Kahire, Atina ve tabii ki Gezi olaylarıyla İstanbul’da patlayıveren toplumsal başkaldırı olaylarını inceliyor. Ve orada görüyoruz ki, bu global gençler ordusu yukarıda saydığım ruhsal ve düşünsel özelliklerin hepsine ortak olarak sahipler.
İşte bu yüzden İstanbul’daki Gezi olayları kadar Londra’daki, New York’taki gençlik hareketleri de bugünlerde IŞİD’e katılacak Batılı militanların ilk işaretini veren olaylardı. Bu ortak özellikler içeren olaylardaki gençler, üzerlerinde hissettikleri sosyal ve siyasi baskılara karşı bir çıkış yolu, bir alternatif arıyordu, ama var olan düzenler onları bastırdı.
Bastırdı ama gençlerin isyankâr ruhları tabii ki bastırılamadı, onlar bir çıkış yolu arayışlarını bırakmadı. Kendi toplumlarında bunu bulamayınca da içlerini rahatlatmak, duydukları baskıdan kurtulmak ve içlerinde biriken öfkeyi kusmak için çareyi en radikal dönüşümü yaşamakta buldular.
IŞİD’e katılıp cinayet işleyebilen cihatçı militan olmak, onlar için isyanın zirvesini oluşturuyordu. İşte bu yüzden Zizek’i iyi anladığımdan, ben Batılı gençlerin IŞİD militanı olmalarına şaşırmadım. IŞİD’de birçok Türk militan olduğu ortaya çıkarsa buna da şaşırmayacağım.
Hatta birçoğunun beklediği gibi bu Türk militanların Türkiye’deyken aşırı dinci olduklarını bile düşünmüyorum. Aksine IŞİD’deki cihatçıların Türkiye’deyken seküler, modern gençler olduğu ortaya çıkarsa bu da şaşırtıcı olmamalı; çünkü Gezi olaylarının gösterdiği gibi onlar aslında bir global trendin parçası.