AK Parti’nin çıraklık ve kalfalık dönemlerinde Atatürk’lü yılların “Takrir-i sükûn kanunları, istiklal mahkemeleri, Dersim katliamı, ezanın Türkçe okunması, tek particilik” gibi olumsuz yanları öne çıkarılırken, ustalık döneminde Anıtkabir defterine “Siz vefat ettiniz, cumhur ile başkanı birbirinden koptu” mealinde şikâyette bulunmanın “Atam her şey seninle iyiydi. Öldün mertlik bozuldu. Artık seni şahsımda ve partimde diriltmek boynumun borcu” anlamını taşıdığı açıktır.
Bu durumda yeni Türkiye fotoğrafının “Evrensel ilkelere göre değil de kişiye ve duruma özgü kanunların çıkması, görev alanını konjonktürün belirlediği yeni yargı tesisi, kadim hırsız-polis oyununun tersine dönmesi, ‘bize taraf olmayan bertaraf olur’ anlayışı, dini temsilin cemaatler yerine devlet tekeline verilerek resmi din algısının yaygınlaştırılması, özgürlüklerin başkan babanın ahlaki nosyonuyla formatlanması, vatandaş-devlet ilişkisinin güven yerine tehdit unsuruyla ele alınması” şeklinde özetlenebilecek bir çerçeveye konulması kimseyi şaşırtmamalıdır.