Yapılması gereken yüreklerin karşı tarafa açılmasıdır. Bu da bizi söz konusu yazının diğer meselesine getiriyor… Azınlık cemaatleri son iki yüz yıl içinde kendi zihinlerinde Müslüman kimliği aşağılayan bir algı, bakış ve söylem geliştirdiler. Onların cahil, görgüsüz, gelişmemiş oldukları tespitine dayanan bir klişe içinden kendilerini rahatlattılar. Arkadaş oldukları, kendi çevrelerine aldıkları Müslümanlarla diğerlerini ayırdılar. Mesele laiklik/dindarlık karşıtlığı içinde çözüldü.
Bu çevre içindeki Müslümanlar aynı zamanda Batı terbiyesi almış ve devletçi muhafazakarlığın da dışında duran insanlardı. Ama aynı zamanda da vesayet rejimi sayesinde ayakta durmaktaydılar… Bu rejimin çökmesi ile birlikte söz konusu kesim marjinalleşti, etkisizleşti ve azınlıklar bir anda kendilerini çoğunluk dindar Müslümanlarla karşı karşıya buldular.
Bugün azınlıkların kendilerini topluma açıp Müslümanlara ‘evet, biz sizi aşağıladık ama haklıydık’ demesi gerekiyor. Eziyet görmüş, sürülmüş, öldürülmüş, malına mülküne el konulmuş, giderek azaltılmış ve yok sayılmış cemaatlerin çoğunluk hakkında ne düşünmesini beklersiniz?
Müslümanların zihinlerde aşağılanması, azınlıkları psikolojik olarak ayakta kalmalarını, nefes almalarını, kendilerine saygı duymalarını, biraz olsun insan gibi hissetmelerini sağladı. Bunun bugün açık yüreklilikle anlatılması, paylaşılması lazım. Çünkü artık karşımızda bunu dinlemek isteyen ve bizlerle birlikte üzülmeye hazır bir ‘yeni’ sosyolojik kesim var ve bu ülkeyi onlar yeniden inşa edecek.