“Sıfır komşu”ymuş! Tam tersine; komşularımıza yeni komşular kattık bu dış siyasetle; birbiriyle didişen Somali, Etiyopya, Eritre ve Cibuti’nin dördüyle de yakınlaştık, Kuzey Afrika’da, Güney Afrika’da, Batı Afrika’da da dostlar, ortaklar, müttefikler kazandık; dünyanın daha yaşanabilir bir dünya olması yolunda ve uzun vadede siyasî -hatta askerî- nüfuz alanımızı alabildiğine genişletecek yoğunlukta insanî, diplomatik, ticarî/iktisadî açılımlar yaptık Afrika’ya; daha şimdiden, uluslararası iktisadî krizi atlatmamıza yarayacak kadar önemli işler yapıyoruz Afrika ülkeleriyle. Bir de uçsuz bucaksız Latin Amerika’nın kapıları açıldı önümüze.
Avrupa Birliği ve ABD mi? İlişkilerimiz mevcut şartlarda ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi; daha iyi olabilmesi için ya bizim onlara eskisi gibi kölelik etmemiz lazım veya onların bizi yeniden ele geçirme umutlarını tamamen söndürerek Yeni Türkiye’nin gücü ve büyüklüğü karşısında havlu atmalarını sağlamamız lazım, emperyalizme ve neo-kolonyalizme pes dedirtmemiz lazım. Biz ikinci şıkkı tercih ettik.
Onun için “Tayyipçi” olduk. Onun için Davutoğlu diyoruz. Ve biliyoruz: Erdoğan’ı “Aman efendim, bu Davutoğlu sizin de başınızı yakacak” diye güya uyaran zevatın asıl derdi Erdoğan’la. Zira Davutoğlu ismiyle beraber anılan dış siyasetin bizatihî ‘sahibi’dir Erdoğan. Erdoğan’ın hayal ettiği ve hayalken gerçeğe dönüştürmeye başladığı Yeni Türkiye’nin olmazsa olmazlarındandır bu siyaset.