Evet, ister parlamenter sistem olsun, ister başkanlık sistemi, hiçbir ciddi demokratik rejimde benzeri görülmemiş bir ‘denetimsiz devlet yönetimi’ sistemine doğru gittiğimiz günleri yaşıyoruz. Siyasi denetimi yapamayan Meclisteki çoğunluk, önümüzdeki günlerde seçeceği ve daha sonra da güvenoyu vererek başbakan yapacağı politikacının adının Erdoğan tarafından telaffuz edilmesini bekliyor.
Erdoğan o ‘telaffuz’ işini bitirdikten sonra, belirlediği zatın, önce AKP kongresinde parti genel başkanı ‘seçilişi’ni izleyecek. Sonra da, Köşk’e çıkıp cumhurbaşkanlığını devraldıktan sonra, onu yeni hükümeti kurmaya ‘memur’ edecek. (Tabii, yeni hükümet listesinin hazırlanışına da yardımını esirgemeyecek.)
Önümüzdeki dönemin yol haritası böyle. Tabii, bu haritadan şikâyetçi olmayanlarımız var. Gelişmeleri ‘olur böyle vak’alar’ rahatlığı içinde seyrediyorlar. Bir kısmımız ise, o vak’aların ülkeyi, iç politikasıyla, dış politikasıyla, ekonomik sorunlarıyla, nerelere götüreceğinden kaygı duyuyor. Ben o kaygıyı duyanlardan biriyim. Bu yazıyı da, bu gidişin ülkemiz ve halkımız için çok sakıncalı sonuçlar verebileceğini belirtmek için yazdım. Asıl hatırlatmak istediğim ise şu: Bu gidişi durdurtmak, önümüzdeki seçimde Meclis’teki çoğunluğun değişmesiyle mümkündür.