Erdoğan anayasal hukuku alenen çiğniyor. 17 Aralık’tan beri alışkın olduğumuz bir durum. Alışkın olmamız, durumu değiştirmiyor. Yine de bir tuhaflık var. Bir siyasetçi kendisine güç veren hukuku neden çiğner? Öyle ya, Erdoğan aynı Anayasa’nın kurallarına göre cumhurbaşkanı seçildi ve aynı Anayasa’nın bu seçimle ilgili bir başka kuralını çiğniyor.
Cevabı hepimiz biliyoruz. Erdoğan, son güne kadar AK Parti genel başkanlığı ve başbakanlık gücünü resmî olarak elinde bulundurmak istiyor. Demek ki fiilî gücü ve liderliği hükümeti ve partisini düzenleyecek ölçüde yeterli değil. Yoksa neden anayasayı alenen çiğneyerek son ana kadar resmî yetkileri elinde bulundursun? Art arda kazanılan onca seçim, o kadar medya gücü, o kadar nüfûz ve çevre… Demek ki yetmiyor. Erdoğan fiilen parti genel başkanlığını ve başbakanlığı elinde bulundurmadığı takdirde geride kendisini koruyacak kalıcı bir düzen oluşturamayacağını düşünüyor. Ekibine güvenmiyor. Daha ötesi korkuyor. Korumakta haklı mı?
İşine geldiği zaman hukuktan güç alan, işine gelmediği zaman çiğneyen bir politikacı başka türlü düşünemez.. “Hukuk kuralları mı? Çıkarımıza uyuyorsa uyarız; uymuyorsa askıya alırız” demek siyasetçiyi daha güçlü ve etkili kılmıyor. Gücün anlamını, değerini, etkisini ve doğal olarak suistimalini en fazla bilen ve tanıyan odur. Bu yüzden elinden kayıp gittikten sonra başına gelecekler onu korkutur. Güçlü hep korkar. Gücün ne kadar büyük bir bela olduğunu en iyi o bilir.