Döneminin önemli yazarlarından Zabel Yesayan’ın 1915 ve sonrasında Ermeni kadınlara ve kız çocukların yaşadıklarına yönelik kaleme aldığı bir rapor ortaya çıktı. Rapor, Boğos Nubar Paşa tarafından 1919 yılında düzenlenen Paris Barış Konferansı’nın dikkatine sunulmuş.
Tarihçi Ümit Kurt ve gazeteci Alev Er’in Paris’teki Nurbaryan Kütüphanesi’nde bulduğu belge Agos’un bugünkü sayısında yayınlandı.
Belgede tehcirle yerinden edilen Ermenilerin, özellikle de sayısı 200 bini bulan kadın ve kız çoçuğun 1’inci Dünya Savaşı’nın ardından ne tür şartlarda yeniden Türkiye’ye getirilmesi gerektiğiyle ilgili öneriler de var.

Raporu kaleme alan ve kendisi de 1915’teki tehcirden bir hastanede saklanarak kurtulan Zabel Yesayan, çoğunluğu Ermeni olmakla birlikte çok sayıda Rum, Süryani ve Nasturî çocuk ve kadının tehcir sırasında nasıl bir şiddete, hatta vahşete maruz kaldığını anlatıyor.
‘Erkekler öldürüldü, kadınlar zorla ele geçirildi’
Yaseyan raporunda kadınların yaşadıklarını şöyle ifade ediyor: “Birçok kadın ve çocuk, doğdukları şehir ve köylerden kaçırıldı. Bu sırada komşu Müslümanlar onlara gelip saklamayı önerdi. Yaşadıkları panik sırasında başıboş çocuklar anında kaçırıldı, genç kızlar zorla götürüldü. Erkekleri kadınlardan ve çocuklardan ayırdılar; erkekler acımasızca katledildi.”
Birçok kadının toplu tecavüze maruz kaldığını aktaran Yesayan, kadınlara yönelik kullanılan yöntemleri de aktarıyor.
“Çocuk, genç kız ve genç kadınlarsa caniler tarafından kaçırıldı. Bu onursuz durumdan kaçmayı başaranlar, bu kez de yollarda öldürüldü. Konvoylara refakat eden jandarmalar, onları 1-2 gün yürüttükten sonra bir su kaynağı yanında durduruyor, ama su içmelerini engelliyorlardı. Suya kavuşma izni elde etmenin bedeli, bilmem kaç tane bakire ya da genç kızın kendilerine teslim edilmesiydi. Bu korkunç yöntem sistematik biçimde uygulandı.”
Kadınların çoğu intihar ediyordu
Yesayan’ın tebliğinde şiddete maruz kalan Ermeni kadınların birçoğunun iyi eğitimli, yüksek tabakalara mensup kadınlardan oluştuğu yer alıyor. Yesayan, söz konusu kadınların birçoğunun infazlar ilk başladığında intihar ettiğini yazarken, pek çok annenin de, genç kızlarını Fırat’ın sularına attığını anlatıyor.
Bazı kadınların kendisini savunabildiğini aktaran Yesayan, şöyle devam ediyor: “Pek çoğu delirdi. Aralarından bazıları tecavüzden sonra kaçmayı başardı; bunların çoğu kaçarken öldürüldü. Kimileri, ki bunların sayısı çok azdı, mütecavizini öldürmeyi başardı. Elde silah kendisini savunanların sayısı hiç de az değildi.”
‘Reşit olmayanlar geri getirilmeli, reşit kadınlarla ilgili dikkatli olunmalı’
Zabel Yesayan’ın kaleme aldığı raporda, şiddete uğrayan, alıkonulan ya da yeri değiştirilen kadınlarla nasıl ilgilenmek gerektiğine dair öneriler de yer alıyor.
Müslümanların alıkoyduğu kadın ve çocukların reşit olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırmak gerektiğini belirten Yesayan, çocuk ve kaçırıldıkları tarihte reşit olmayan kadınların koşulsuz geri getirilerek aile veya yakınlarına teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Çarpıcı gözlemler
Reşit kadınların durumunun daha karmaşık olduğunu belirten Yesayan, gözlemlerini şöyle aktarıyor:
“Bir kısmı jandarmalar tarafından görece katlanabilir bir hayat vaat eden iyi niyetli Müslümanlara satılmış ya da teslim edilmiş, dolayısıyla bu kadınlar kendilerini korkunç sondan kurtaran bu insanlara minnet duyuyor. Bir kısmı bütün ailesini kaybetmiş ve nasıl bir geleceği olacağını bilemiyor. Bir kısmının Müslüman kocalardan çocuğu olmuş, onları terk etmek istemiyor. Bir kısmı yaşadıkları onca aşağılamadan sonra millettaşları arasına geri dönmeye utanıyor.”