… İşte tam orada bizim balık zincirinde aksama oluyor. Çünkü elimizdeki tek veri, bizim milli, askeri ve Emniyet istihbaratın birbirlerini, içerideki hedefleri, vatandaşları, neredeyse herkesi dinlediği. Yani küçük balığın bizatihi yerli balıklar oluşu.
Ama şunu da biliyoruz: Mavi Marmara’nın saldırıya uğrayacağına dair bir dinleme yoktu. Daha önce onca heron merona rağmen, onca askerin öldürüldüğü karakol baskınlarında da istihbarat çuvallamıştı. İstihbarat yanlışından veya aymazlığından ötürü Uludere’de 34 köylü bombalandı. Musul’a kadar varmış Işid’in konsolosluğu basıp “vatandaşlarımız”ı rehin alacağı neredeyse malumken bile anlaşılan dinleme, istihbarat yoktu.
Fakat askerin polisi, polisin askeri, polisin polisi, bir kısım polisin cemaati, bir kısım cemaat elemanının başbakanlık, MİT vesair önüne arkasına gelen “mükalemeler”i, hepsinin herkesi dinlediği ortada.
Yani telekulak daha ziyade iç rakip ve iç düşman kovalıyor. Yani muhaberat çok ama istihbarat pek yok. Yahut dinliyorlar ama çok anlamıyorlar. Veya nezaketten, yabancılarla ilgili dinlemeleri pek söylemiyorlar. O yüzden memleketimizde muhbir hikayesi çoktur, ama casus hikayeleri zayıf.