Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Anayasa bu denli açık olduğu halde, bu geçiş sürecinde bir ‘vekâleten başbakan’ atamada pasif kalışını tarihe not düşmeliyiz. Keza yine aynı ölçüde dikkat çekici, endişe verici olan bir nokta, ‘yangın ve mal’ ortadayken; bunca hararetli Anayasa tartışmasına rağmen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkeme adına hiçbir yorum yapmamış ve -eğer sorun görüyorsa- uyarıda bulunmamış olmasıdır. Kılıç’ın bu sessizliği de ileride anılacak sorumluluklar hanesinde, tarihe not düşme anlamında yerini almalıdır.
Keskin soru işaretleri yaratan bir başka gelişme, TBMM’nin apar topar 1 Ekim’e kadar tatile girmesiyle ilgili. Bu kararın ardında Erdoğan’ın ‘talimatının’ olduğu iddia edildi. Buna göre AKP, muhalefetin görevden cumhurbaşkanlığı yeminine kadar çekilmeyi tartışmaya açma ve Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru önergesi vermesini önlemeyi amaçladı ve başardı. Öyle veya değil. Türkiye, tarihinin en kritik geçiş sancılarından birini ve keyfiliğin zirvesini yaşarken, bunu kamu adına açıkça tartışması gereken Meclis kapalı. Ve açma konusunda ne Gül’den bir kıpırtı var ne TBMM Başkanı Cemil Çiçek’ten. Bir ihlale dolaylı olarak ortak oluyorlar. Onlar da sorumludur. Çünkü susuyorlar.