HDP milletvekilleri, kendi cumhurbaşkanı adayları Selahattin Demirtaş’ın vizyonunu açıkladığı toplantıda oturacak yer arıyorlardı.
Eski tüfekler ise sahnedeki Demirtaş’a, hayır kıskançlıkla değil, ama imrenerek, kendi kazanamadıkları sınav kazanmış yeğenlerinin sırtını sıvazlarmışçasına gururla bakıyorlardı.
Kime niyet, kime kısmet idi? Türkiye’de ilk defa, o da askerlerin çıkardığı yanlış ve isabetsiz 27 Nisan arızası sonucunda halk cumhurbaşkanını seçme fırsatı yakalamış ve o ilk fırsatta tarihin öne çıkarttığı, eski tüfekler mahkemelerde, hapislerde çile çekerken daha küçük bir çocuk olan, insan hakları mücadelesinde pişmiş bu genç avukat olmuştu.
… Belki de o yüzden Demirtaş diyor ki, “Biz her halükarda kazanan tarafız”; yani kaybetse de kazanacağına inanıyor.
Neden mi? Çünkü inanıyor ki, cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle dile getirdiği talepler, kazanamasa dahi artık Türkiye’nin siyasi gündemine mal olmuştur.
Zaten, ona oy verenlerin cumhurbaşkanı seçmek gibi bir önceliği yok; asıl ilk turda sesini duyursun, seslerini duyursun, “Biz de buradayız” demek için verecekler. O bakımdan doğrudur, galip sayılır o yolda mağlup.