Adı Reza Zarrab ile rüşvet ilişkisine karışan eski bakanlardan Zafer Çağlayan, ailesi ile birlikte Ankara Çayyolu’nda bir lokantaya gitmiş. Yakın bir masada oturan bir grup genç, “Zafer Bey, saat kaç” diye sorunca bir gerginlik yaşanmış, araya diğer müşteriler filan girmişler, sinirlenen Çağlayan’ı yatıştırmışlar.
Zafer Bey’e önerim şu ki böyle şeylere sinirlenmemeye alışsın, çünkü hiç kuşku duymasın böyle esprilerle hayatının sonuna kadar yaşamak zorunda kalacak. Şimdi böyle şeylere sinirlenmemek içn zamanında o saati kabul etmemeyi akıl edecekti. Hem Reza Zarrab’dan 700 bin liralık saati kabul et, hem de “Saat kaç” diye sorana sinirlen!
Pek makul bir tutum sayılmaz bu. Çağlayan, TBMM kürsüsünden bir kâğıt sallamış, saatin parasını ödediğini, garantisinin de kendi üzerine olduğunu iddia etmişti. O vakit ben de demiştim ki, saatin parasını ödediğinizi gösterir banka dekontunu
bir zahmet yollayıverin, bu köşede yayınlayalım da herkes neyin ne olduğunu öğrensin.
Zafer Bey o tarihten beri bu işi yapmadı. Zaten kürsüden salladığı kâğıt da parayı ödediğini gösterir bir belge değilmiş, bunu da ertesi gün öğrenmiştik. Hem saatin parasını ödediğinize ilişkin iddianızı kanıtlayamıyorsunuz hem de sinirleniyorsunuz.
Alışın Zafer Bey, alışın. Daha çok duyacaksınız “Saat kaç” sorusunu!