DİLAN İLHAN*
Sinema yolculuğuna başladığı 1995 yılından bugüne daha ilk yapımlarından itibaren önemli ödüllerle buluşan Nuri Bilge Ceylan, son filmi ‘Kış Uykusu’ ile sinemanın en prestijli ödülü Altın Palmiye’yi de aldı ve yoluna devam ediyor.
Kendi sinema dilini oluşturmayı başarmış yönetmen son filminde de, sahne yaratmaktaki ustalığını gözler önüne sererek, Kapadokya’nın mistik atmosferi ve büyüleyici renklerini, sıkça başvurduğu genel plan görüntülerle beyaz perdeye yansıtmış.

Bu kez sırtını diyaloglara yaslamış
Sinemasında diyaloglara çok fazla yer vermeyen, meramını görüntülerle anlatan Ceylan, bunun tersine son filmi Kış Uykusu’nun sırtını diyaloglara yaslamış. Referansını edebiyattan alan, her kelimesi özenle seçilerek ustaca örülmüş diyaloglar, hikayenin izleyiciye aktarımı görevinde bu kez görüntünün önüne geçiyor.
Elbette oldukça sarsıcı, izleyenleri uykusundan uyanmaya iten, felsefi derinliği olan diyaloglar bunlar. Ceylan, karşılıklı konuşmalarla insanın doğasını Kapadokya’nın doğasıyla beraber seyirciye sunarken iyiliği, kötülüğü; mazlumu, muktediri; düşünmenin ne kadarının bir eylem olacağını; kötülüğe kayıtsız kalmanın doğruluğunu, yanlışlığını tartışıyor.
İzlenmenin yanında okunması gereken bir film
Yönetmenin hemen her filminde olduğu gibi ‘Kış Uykusu’nda da diyaloglar, Çehov’dan, Shakespare’den, Dostoyevski’den esinleme ve alıntılar içermekte. Jenerikte de adlarını gördüğümüz bu isimlerle Kış Uykusu, izlenmenin yanında okunması gereken bir film halini alıyor adeta.
Türkiye-Fransa-Almanya ortak yapımı film, Türkiyeli bir aydınının tipolojisini Aydın karakteriyle ortaya koyuyor. Aydın, 25 yıl tiyatro yapmış, sonrasında baba topraklarına yerleşip işlettiği otelde genç karısı ve eşinden ayrılmış kız kardeşiyle beraber yaşayan biri.

Bir düzen adamı
Türk Tiyatrosu Tarihi isimli bir kitap yazma çabalarındaysa da yazmaya başlayacak birikimi ve gücü kendinde bulamayan, bulamadığını kendine dahi itiraf edemeyen Aydın, kardeşinin deyişiyle ‘kimsenin okumadığı’ yerel bir gazetede, ‘Anadolu kasabalarındaki estetik yoksunluk, sakillik’ temalı düzenli yazılar yazmakta.
Etliye sütlüye dokunmamak için çabalayan, cesur gibi görünüp esasen çıkarına gelmeyecek bir davayı savunmaktan da imtina eden Aydın, aşağılayıcı, elitist bir aydın, düzen adamıdır aslında.
Ne ailesinin ne karısının beklentilerini yerine getirebilmiştir. Bunun farkında olarak, kendini ve işlerini anlamlı, önemli kılmak için çabalar. Örneğin, karısı Nihal’in düzenlediği yardım kampanyalarıyla en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen, kendine gelen okuyucu mektubunda yer alan övgüleri duyurabilmek için bir anda yardımsever oluverir. Üstelik oldukça edebi bir dille yazılmış ve büyük bölümü Aydın’a methiyeler düzmekte olan mektubun hakiki varlığı da şaibeli.
Uyanmaya davet
Bir diğer karakter, Aydın’ın çamurlu ayakkabılarını kapı önünden ittiği, yanına geldiğinde havasızlıktan şikayetle pencereleri açtığı, güç karşısında eğilip bükülen imam Hamdi. Bu ikili arasındaki ilişkiyle halk ve aydın arasındaki ilişkiyi somutlandıran yönetmen, izleyenleri mevcut sosyal, siyasal ve ekonomik zeminin eleştirisiyle kış uykusundan uyanmaya davet ediyor.
Filmdeki İlyas, biat kültürünün devamı için amcası Hamdi tarafından gördüğü baskıya rağmen, neyi neden yaptığını belki de çok bilmeyerek direnmeye çalışan bir çocuk. Muktedir karşısında boynunu bükmesi, erkin elini öpmesi dayatılırken, bir anda düşüp bayıldığını görüyoruz.
Yönetmen bu noktada yılkı atının derede verdiği mücadele ve müthiş çırpınmayı göstererek, bir önceki sahnenin etkisini doruklara çıkarıyor.
‘Kış Uykusu’yla toplumda mevcut her sınıfın deyim yerindeyse fotoğrafını çeken Ceylan’ın yarattığı Hidayet karakterinden de söz etmek gerekir muhakkak. Hizmetli sınıfına mensup Hidayet’in kraldan çok kralcı olduğunu izleyip sinirlenmemek mümkün değil. Özellikle uzun bir yolu yürüyerek gelen Hamdi ve İlyas’ı, geri götürebileceği söylendiğinde olmayan bir iş uydurup otelden ayrılması, ait olmadığı tabakaya entegre olma çabasını ayyuka çıkaran bir sahne.
Filmin sonlarına doğru ise kardan kayan ayakkabılarıyla defalarca yere düşerken, Aydın’ın sağlam botlarıyla aynı alanda dimdik ayakta durması, bir yandan imamın kapı önünde itilen ayakkabılarını hatırlatıyor, diğer yandan Hidayet’in imamla arasında var sandığı sosyal statü farkının kayıp düşmesini sağlıyor.
‘Yol gösteren’ Aydın

Aydın’ın her şeyin doğrusunu bildiğini, her konuda “ahkam kesebilme” ve etrafında gelişen her olaya dahil olma haddini kendinde bulduğunu, karısıyla diyaloğunda ayan beyan izliyoruz: “Sen tecrübesizsin, mecburen karışmalıyım bu işe, bilmediğin belli” gibi sözlerle Nihal’e ‘yol gösteren’ Aydın, Nihal’in samimi eleştirileri karşısında hayli şaşırıyor.
Aydın’a erdemleriyle insanı boğan, inanandan inandığı, inanmayandan inanmadığı için nefret eden, herkesten kuşkulandığı için aslında halktan nefret eden biri olduğunu söyleyen Nihal, “ Vicdan, ahlak… Asıl bunları çok kullanandan korkmak lazım” diye de ekliyor.
Peki etrafında gerçekleşen olaylara bir yerinden eklemlenme gayreti gösterirken seçtiği yolla ve dayanılması güç kibriyle muhtemelen izleyen herkesi de boğan, hatta sinirlendiren Aydın’ın haklılık payı yok mu gerçekten?
Sistem eleştirisi

Nuri Bilge Ceylan’ın ilk filmi ‘Kasaba’dan son filmi ‘Kış Uykusu’na tüm yapımlarında sistemi, militarizmi, sosyal eşitsizliği, aidiyet kavramını birey üzerinden ustaca eleştirdiğini görüyoruz. Türkiyeli aydınla beraber yönetmen, çemberi daha da genişleterek hem demokrasi algımıza, hem otorite algımıza, hem de ülkedeki hakim devletçilik yanlısı yaklaşıma dikkat çekiyor; farkındalık yaratmaya çalışıyor. Aydın’ı Aydın yapanı sorgulamak filmden yapabileceğimiz en büyük çıkarım olsa gerek.
Bireysel ilişkiler üzerinden toplumsal olgulara varmayı başaran Ceylan, pek çok konuda fikir sahibi olup da bunları irdeleme, sorgulama zahmetine hiçbir zaman girmemiş, adeta bir fanusta yaşamış ve yaşayan aydını, doğru ya da yanlış bir önerme sunmadan, bir model dayatmadan yansıtıyor. Filmi etkileyici kılan en önemli etkenlerden biri de sanırım bu.
Uzun bir süredir aynı evde birbirlerini görmezden gelerek yaşayan karı-koca, en basit ifadeyle bir birlikte yaşama, bir uyum, uzlaşı sanatı olarak da değerlendirilebilecek demokrasi algısının çekirdek bir ailede zuhur etmiş hali adeta. Tarafların, sorunlarının çözümü yerine, kendilerini daha da yalnızlaştırma çabasına tanık olan izleyici, eş zamanlı olarak kadın-erkek ilişkisinde erkeğin kadını görmezden gelen, geri plana atmaya çalışan yaklaşımını da izliyor.
Popüler isimler
Amatör oyuncularla yola çıkan Ceylan, son filminde bir hayli popüler isimleri tercih etmiş. Oyunculuklar başarılı olsa da bu durum filmin gerçekliğine gölge düşürmüyor da değil. Oyuncuları hemen her gün televizyonlarda, gazetelerde görüyor olmak Türkiye’deki izleyici için itici olsa da, seçimler, yurtdışında böylesi bir olumsuz algının oluşmayacağı düşünülerek yapılmış.

Yılmaz Güney’in ardından, 32 yılın ardından Altın Palmiye’yi ülkemize kazandıran Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu, gişede yönetmenin kendi rekorunu kırıp hatrı sayılır bir izleyici kitlesine ulaştı. Elbette bunda ödülün etkisi olduğu kadar yönetmenin Cannes konuşması, son dönem Türkiye’de yaşanan toplumsal olaylara tavrı da oldukça etkiliydi. Basının da yoğun çabasıyla yönetmene atfedilen popüler kimliği unutmamak gerek.
Filme eğlenmeye gidip hakkını vererek, her ne hikmetse, kahkahalarla gülen izleyicinin son zamanlarda yaptığı sabun köpüğü olumlamalar çok kale alınmamalı diye düşünüyorum; zira film, Türk sinemasının en iyi yapımlarından biri, evet; lakin yönetmenin en iyi filmi mi?
Muhakkak ki sorunun cevabı için alegorik anlatımının yoğunluğu ve felsefi derinliğiyle Türk sinemasında bambaşka bir yere sahip olan Ceylan’ın flmografisine göz atıp imgesel dilini keşfetmek gerek.
Akif Beki sinema eleştirmenliğine soyunursa: Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu bir Cengiz Han değil!
* İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji öğrencisi. Nisan ayında üçüncüsü sonuçlanan Sekans Film Eleştirisi Yarışması’nda ‘İnsan Yazgısının Yalın Hikayesi: Kasaba’ başlıklı yazısı birinciliğe değer görüldü. Kısa metraj bir film üzerine çalıştığı şu günlerde, film eleştirileri yazmayı sürdürüyor.