… Siz topluma bir yandan ‘demokrasinin büyüğü geliyor’ diye masal üstüne masal anlatır, vaatlerin somut reform adımlarına dönüşmesini ‘ustaca’ ötelerken, Anadolu Ajansı ve TRT’yi iktidarın uzantısı haline getirirseniz, sonunda olacağı işte budur.
… Erdoğan’a karşı yarışan iki adaya şu ana kadar ayrılmış olan yayın süreleri, mikroskobik seviyelerde. Ortaya çıkan tablo, sadece TRT Kanunu’nun yayın esaslarını tanzim eden 5’inci maddesindeki ‘Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak’ ilkelerini harf harf ihlal etmekle kalmıyor, düpedüz Anayasa’nın 133’üncü maddesinin de ihlali anlamına geliyor.
… Bu konuyu yıllar önce, AKP’nin kurucularından biriyle uzun uzun görüşüp, ‘sağlam bir kamu yayıncısı olmazsa normalleşmeyi de bizim mesleğin pislikten arınmasını da unutun’ demiştim. ‘Hiç merak etmeyin, BBC’ye yakın bir TRT düşünüyoruz’ demişti kendinden emin biçimde. Tam tersi oldu. TRT 1980’lerden de geri gitti. Ülkenin başında ‘ey medya kes o çatlak sesleri, sus’ diye her gün bağıran, ‘Alo Fatih’ meraklısı bir başbakan oturuyorsa, olacağı da budur.
Başında, var oluş nedeni verilen talimatı yerine getirmek olan bir bürokratlar ekibinin oturduğu böyle hayati bir kurumun, bundan başka bir ‘gazetecilik’ sergilemesini beklemek abestir.