Tayyip Erdoğan, kendi kafasına göre ve “dizayn etmek istediği”, kendince “yeni Türkiye”ye göre bir cumhurbaşkanı olmaya kalkışırsa, AKP bildiğimiz AKP olmaktan çıkacak. Buna AKP’nin bir bölümü direnebileceği gibi, siyasi parti olmaktan çıkıp ekonomik çıkar paylaşımı ve ister istemez “yolsuzluk dağıtım ünitesi” haline gelecek, Murat Aksoy’un terimiyle “profesyonel bir şirket”e dönüşebilecek AKP, Türkiye’nin tüm siyasi haritasını ve siyasi denklemini de değiştirecektir.
… Tayyip Erdoğan’ın, “post-Kemalist” bir Türkiye’de Atatürk’ü gömen bir “ikinci Atatürk” işlevini yerine getirmek ya da “sultan gibi bir cumhurbaşkanı” olmak istediğini, aklı başında herkes görebiliyor. Bense, giderek, Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmaktan ziyade bir Caudillo olmaya özendiğinin farkındayım.
Caudillo sıfatı aklıma gelip, doğru saptama yapıp yapmadığımı araştırdığımda şu tanım ile karşılaştım: “Caudillo’ların tipik özelliği, iktidarı toplumdan kendi üzerlerine almaları ve kendierini toplumun üzerine lider olarak yerleştirmeleridir. Caudillo’ların büyük insan kitlelerine kumanda etme ve büyük kalabalıkların artan bir coşku ile dikkatlerini kendi üzerlerinde tutma yetenekleri vardır.”
Bu tanım, Tayyip Erdoğan’a tümüyle uyuyor. Ama, 19. Yüzyıl’ın Latin Amerikası’ndaki Caudillo’ların 21. Yüzyıl’daki Türk versiyonu, Türkiye’ye hiç uymuyor. Tayyip Erdoğan ya seçilemez ya da çok kişinin kesin gördüğü sonuç gerçekleşir de seçilirse bile, Türkiye’yi uzun süre yönetebilmesi mümkün olamaz. Hatta AKP’yi dahi eskiden olduğu gibi yönetemez. 21. Yüzyıl’dayız. Türkiye’deyiz. Caudillo’ya ihtiyacımız yok.