Akif Beki sinema eleştirmenliğine soyunursa: Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu bir Cengiz Han değil!

 

Hürriyet gazetesi yazarı Akif Beki, bugünkü köşesine sinema eleştirmeni kesilip, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde en iyi film ödülü ‘Altın Palmiye’ye layık görülen filmi Kış Uykusu’nu ‘inceledi‘. Filmi beğenmediğini vurgulayan Beki, Ceylan’ı ‘oryantalizme başvurarak Cannes jürisini kafalamakla’ suçlamayı, ödülü de ‘kibirli Fransız şımarıklığı‘ diye nitelemeyi başardı.

‘Diklemesine uzayan hikaye’

nbc kış uykusu

Beki, ‘ayakta alkışlamaya hazır gittiğini‘ ancak filmi bitiremediğini, diyalogları fazla, hikayeyi de ‘dikey‘ bulduğunu yazdı;2 saat geçti, hikâye 5 dakikalık yol alamadı; ilerlemiyor, bir yere gitmiyor film… Yavaş filan değil, yatay akacağına hababam diklemesine uzuyor, durduğu yeri eşeledikçe eşeliyor, aynı noktada yoğunlaştıkça yoğunlaşıyor. Diyaloglar, diyaloglar ve daha uzun diyaloglar…’‘ ifadelerini kullandı.

‘Freud’un terapi koltuğu’

Hürriyet yazarı, ‘çenesi düşmüş‘ karakterlerin ‘içleri dışları çıkana kadar konuşması’ nedeniyle filmi ‘Freud’un terapi koltuğu‘na benzetmeyi de bildi.

Beki’ye göre Kış Uykusu’nun konusunu, ‘avam tabakası hizasından, yani sıradan bir yerden bakmayan seçkin entelektüellerimiz‘ haricinde pek anlayan da çıkmamıştı. Zira filmin senaryosu yetersizdi; ”İnsan ruhunun karanlık yanları, iç çelişkileri, tutarsızlıkları, ikiyüzlü tarafları sergileniyor belki ama bize 3 buçuk saatlik bir hikâye de anlatılmıyordu.

‘Örgü yok, merkez yok, hikaye yok, aksiyon yok!’

KışUykusu

 

Beki asıl ‘öldürücü‘ darbeleri arka arkaya vurduğu paragraftaysa, bir Nuri Bilge Ceylan filminde ‘aksiyon‘ arayışıyla zirve yaptı:

‘Filmde olay var da örgü yok, gizem var da örtü altına saklanmış bir merkezi yok, gömülü sürprizleri var da esaslı bir hikâyesi yok, dramatik çatışması var da sürükleyici bir kurgusu yok… Ya da tersi; karakteri uluorta teşhir ediyor, her şeyiyle yüzeyin üstünde, hayal gücüne alan bırakmıyor. Bir olay değil bir karakter filmi; hikâye etmiyor, parçalı bir gerçekliği kesitler halinde birebir yansıtmaya çalışıyor… BBC’nin ‘Cengiz Han’ belgeseline yakın kalitede ve ancak, başkişisi bir Cengiz Han olmadığı için ondaki aksiyondan da mahrum.

‘Kibirli Fransız şımarıklığı’

Beki’ye göre, tüm bu olumsuzluklara rağmen Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye’yi alabilmesinin nedeni ‘arka fon‘ olarak Kapadokya’yı oryantalist bir biçimde, ‘ustaca‘ kullanmayı bilmesiydi. Zira ünlü yönetmen Cannes jürisini bu şekilde kafalamıştı:

”… Kapadokya’nın yağmur çamurlu doğası, büyüleyici tarih atmosferi, peri bacaları, mağara evleri, orada yaşanan taşra hayatı, otantik iç mekân detayları vesaire. Oryantalist merakı tavlayacak ne turistik malzeme ararsan hepsi mevcut, hepsi cömertçe sergileniyor. Nuri Bilge Ceylan, Cannes jürisini kafalamaya odaklanmış. Onlar da gayretini görmüşler, “Doğu için iyidir, bu kadar postmodernizm Türk sinemasına çok bile” deyip vermişler koca ödülü. Fransız’ın şu meşhur “Bon pour l’orient” kibriyle aferin çekerek baş okşama şımarıklıklarından biri daha yani…”

‘Frenk ecnebisine külahını ters giydirdi’

Beki, eleştirisinin ‘kapanışı‘nda da, kendisine gelebilecek eleştirileri savuşturmaya girişti; Kış Uykusu’nun ‘Frenk ecnebisine külahını ters giydirdiğini‘ savundu:

Ha diyeceksiniz ki adam Altın Palmiye’yi almış, sen daha ne konuşuyorsun?… Valla haklısınız, bu da “Bon pour l’occident” bir nevi, yani bize gelmez ama oryantalist Batıya çok bile gelmiş bir turistik sinema örneği. Frenk ecnebisine külahını ters giydirmiş madem, bize de bağrımıza basmak düşer…

Nuri Bilge Ceylan, 24 Mayıs’ta aldığı Altın Palmiye’yi, ‘Türkiye’de son bir yılda hayatını kaybeden gençlere‘ adamıştı.

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Altın Palmiye’li ‘Kış Uykusu’nun fragmanı