Kafelerin, restoranların önünden hızla geçiyor. Geçerken de kamerasına konuşuyor. Konuşuyor demek yanlış. Hakaretler yağdırıyor.
O sokaktaki kadınların kıyafetlerini çok ayıp bir üslupla eleştiriyor, o sokaktaki insanların kişisel tercihlerini aşağılıyor, o sokağın müdavimlerinin yaşam tarzını şeytanlaştırıyor, o sokaktaki insanları düşmanlaştırıyor, hatta hedef gösteriyor.
Bu zamana kadar hep…
-“Beyaz Türkler” diye aşağılanan…
-Başka yaşam tarzlarına saygısız olmakla suçlanan…
-Kılık kıyafet özgürlüğüne tahammülsüz olmakla suçlanan…
-“Başörtülüleri aşağılıyorlar” diye eleştirilen…
Atiye Sokak sakinleri ise…
Yanlarından kendilerine hakaretler yağdırarak geçen bu “ehlisünnet” kardeşimize dönüp de bakmıyorlar bile.
Galiba roller her alanda olduğu gibi “aşağılama” alanında da değişiyor:
-Eskiden aşağılayanlar, kendilerini bir hoşgörü ikliminin içinde bulurlarken…
-Eskiden aşağılananlar, “aşağılama sırası bize geldi” diyerek atağa kalkmış
durumdalar.