Şehrin en canlı meydanının devasa bir karakola dönüşmesi, işçilerin bayramlarını özgürce kutlamaktan men edilmesi, Türkiye’nin günbegün bir polis devletine dönüşmesi, dünyanın olup biteni acıyan gözlerle izlemesi başarıysa, Erdoğan, 1 Mayıs’ta büyük başarı kazanmış demektir.
Kimsenin gözünün yaşına bakmamış, otoritesini sağlamlaştırmış, iktidarını perçinlemiştir. Tercihini, barışçıl bir kutlamaya kapı açmak yerine, onu baskıyla ezmekten yana kullanmıştır. Dün, bu sayede 1 Mayıs, engellenmiştir.
Peki Erdoğan’ın hırsı, izanının önüne geçti diye, polis onun emrinde bir baskı aygıtına döndü diye, gidişatı gören sağduyulu sesler bile sustu diye bu toplum siner mi?
Belki bugün siner. Ama bunun uzun sürmeyeceğini, bir toplumun tamamen sinmeyeceğini, tersine, şiddetle üzerine gidildiğinde şiddete yöneleceğini, aynı şiddetle direneceğini, Güneydoğu tecrübesi öğretmedi mi bize? Gezi’de olup bitenler ders olmadı mı?
Bu ateş, öfkeyle sönmez; harlanır. 12 Eylül zulmünün yetiştirdiği çocuklara, Güneydoğu’da tanklar işlemedi. Şimdi Erdoğan şiddetine karşı çığlık atmayı öğrenerek yetişen çocuklara TOMA’lar işler mi?