Üniversitelerden çok sayıda değerli akademisyenin toplu tasfiyesi ile devam eden KHK’ler süreci, hemen herkese 1948’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde yaşanan cadı kazanını hatırlatıyor.
Zamanında Nazi Almanyası’ndan kaçan çok sayıda akademisyenin Türkiye’deki üniversitelerde istihdam edildiği düşünüldüğünde, bugün gelinen noktanın vahameti daha iyi anlaşılabilir.
Üniversitelerin içi siyasi ve kültürel anlamda boşaltılıp kampüsler bilimsel çöle dönüştürülürken, dışarıda bırakılan muhalif akademisyenler elbette düşünmeye, eleştirmeye, üretmeye ve bilim yapmaya devam edecekler. AKP iktidarı gelmiş geçmiş en aydın düşmanı, en eleştiriye karşı toleranssız, en antientelektüalizmden muzdarip hükümet olarak tarihe geçecek. İçeriden ve dışarıdan bu tasfiyelere destek verenlerin adları ise mutlaka bir yerlerde kayıtlı; gelecek nesiller bu isimlerin kimler olduğunu,bireysel çıkarları uğruna nasıl bir utanca bilerek ve isteyerek iştirak ettiklerini er geç öğrenecek. Şimdilik tek tesellimiz bu.