Burası “kimlerin ülkesi” sorusuna verdiğimiz cevaplar umudu örgütlediğimizde başka, yasal mermisiyle dostlarımızı, yoldaşlarımızı yitirdiğimizde başka; omuz omuza güzel günler için mücadele ettiğimiz anlarda başka, gerici çetelerce saldırıya maruz kaldığımızda başka. Sık sık bizleri öldürmek isteyenlerin ülkesi olarak gördüğümüz topraklar, katillere inat, zorbalığa başkaldıran kitlelerin ilham kaynağı aynı zamanda.
Bir yıl önce, 10 Ekim’de Ankara’nın yolunu tutanlar, muhayyel haritalar karşısında gururlanmak için değil, o sınırların içinde kardeşçe ve insanlık onuruna yakışır bir biçimde yaşamak için seslerini yükseltmişti. 7 Haziranda sandıktan çıkan sonucun devletin zirvesinde beğenilmediğinden yok sayılmasına, çatışmaların yeniden başlamasına tepkili binlerce insan bu memleket bizim diyordu. Bu ülkeyi yönetenler 10 Ekim’de katledilenleri sahiplenmedi.
Katledilenlerin anısına dahi saygı göstermeyip ıslıklayanların, kayıplar için grev kararı alındığında emekçileri fişleyenlerin, cihatçı çetelerin sırtını sıvazlayanların demokrasiden ve “milli birlik ve beraberlikten” söz etmesi bahsetmesi en hafif karşılığıyla ikiyüzlülüktür. Necmiye Alpay’ın, Aslı Erdoğan’ın hapiste olduğu, radyo ve televizyonların kapatılıp ifade özgürlüğünün tarumar edildiği bir ülke, bizzat muktedirin elinde memleket olmaya en uzak ülkedir.