Penisilin ve düşük faiz direnci

 

FIRAT ERGENE

“Walter Ehrlich […], [İkinci Dünya savaşında Kuzey Fransa cephesinde] feci bir şekilde yaralandıktan sonra kaldırıldığı hastanede yaşadığı bir anıyı hatırladı. Bir hemşire elinde büyük bir şırınga ile iğneyi değiştirmeye gerek duymadan tüm hastalara penisilin enjeksiyonu yapıyordu: Bana iğneyi değiştirmeye gerek olmadığını söylediler, çünkü penisilin enfeksiyonu önlüyormuş”

Robert Bud – Penicillin: Triumph and Tragedy

FED’in ‘Parasal Genişleme’ (QE) olarak bilinen tahvil alım programı 2008 yılında başladığında kamuoyuna verilen bilinçaltı mesajı 1929 krizinden gerekli derslerin alındığını söylüyordu. ABD halkı ve dolaylı yoldan küresel ekonomi bu krizi bu tarihte yaşadıkları için şanslıydı. Teşhis konulmuştu ve ilaç veriliyordu.

Tahvil alım programı sayesinde yatırımcıların ellerindeki varlıklar merkez bankası tarafından satın alınacak, bu sayede de yatırımcıların ellerindeki para da ekonomiye kazandırılacaktı.

Ekonomi bu şekilde güçlendikten sonra da tekrar normalleşme süreci başlayacaktı.

Tarihi bugüne sardığımızda faiz tartışması hala devam etmekle birlikte kısa süre içinde sonlanacak gibi de durmuyor.

Geçen hafta kriz döneminin FED başkanı Ben Bernanke, Brookings Enstititüsü’ndeki sayfasında para politikası hakkında bir yazı yayınladı.

Bernanke yazısında faizin hala artırılamıyor olması sebebiyle sonraki krizde kullanılabilecek ‘güven yastığı’ niteliğinde para politikası araçlarına duyulan ihtiyaçtan bahsediyor.

Bunun için ise FED’in iki seçeneği olduğunu dile getiriyor. FED ya AB ve Japonya merkez bankaları gibi negatif faiz kervanına katılacak ya da yüzde iki olan enflasyon hedefini yükseltecek.

FED’in kriz döneminde sıfır faiz politikasının işe yaramaması üzerine, negatif faiz yerine seçtiği parasal genişleme metodunun tek açıklaması ‘çünkü faizleri sıfırın altına düşüremiyoruz’ argümanıydı

Faiz rakamının yüzde sıfırın altına düşmesi mevduat sahiplerini paralarını bankaya koymak yerine fiziksel olarak saklamaya yönlendirebileceği için negatif faizin etkisinin sınırlı olacağına inanılıyordu.

Krizden bu yana geçen süre içinde, AB ve Japonya merkez bankasının negatif faiz politikalarının görece başarılı olması Bernanke’nin FED’in yaşadığı enflasyon hedefini yüzde ikiden yukarı yönlü revize etme ya da negatif faiz ikileminde ikinci şıkkı tercih etmesine sebep olmuş.

Bernanke, parasal genişlemeyi ise hem halka anlatmanın zorluğu hem de getireceği belirsizlikler konusundaki çekinceleri sebebi ile bu olasılıklara dahil etmiyor.

Ekonomik krizlerin sebepleri konusunda ekonomistlerin fikir ayrılıkları meşhurdur.

Bir krizin ortaya çıkmasına sebep olan şeyin tam olarak ne olduğu bilinmediği için mevcut dönemde tanı, semptomların gözlemiyle (piyasada ve ekonomide yaşanan ani çalkantılar); tedavi ise bir anda tüm koşulları değiştirmeyi amaçlayan pompalı tüfek metodu ile yapılıyor.

Yani, işe yarama olasılığı olan her şey deneniyor. Her şeyi canlandırma yaklaşımı ekonomiyi kısa vadede canlandırsa da bu metodun kredi balonu gibi yan etkileri olabiliyor. Daha da kötüsü nasıl yan etkileri olabileceğini tam olarak bilmiyoruz.

Antibiyotik direnci

firat-yazi

 

 

Antibiyotik çağını kaçırmış olmak şüphesiz büyük bir nimet. 1940 yılında bizi öldürecek bakteriyel enfeksiyonlardan şimdi modern tıbbın mucizesi antibiyotik haplar sayesinde zarar görmüyoruz.

Penisilin’in keşfi dönemi için inanılmaz bir olguydu.

Ölümcül hastalıklar çok hızlı bir şekilde iyileşebiliyor; ameliyatlarda enfeksiyon riski düşüyordu.

İlacın karşılaştığı en büyük engel ise yeterli miktarda bulunmamasıydı. Dolayısıyla ilaç firmaları ve bilim dünyası bir an önce bu açığı kapatmak için yarışmaya başladılar.

Ancak avantaj bazen dezavantaj demek. Bu keşfin üstüne ortaya iki yeni sağlık riski çıkmıştı. Hijyen konusunda gösterilen özensizlik ve aşırı kullanım sebebiyle bakterilerin antibiyotike karşı dirençlenmesi ortada bakterilere karşı kazanılmış bir zaferin olmadığını gösterdi.

Metisilin’e dayanaklı ‘staphylococcus aeureus’ bakterisi karşısındaki çaresizlik de aşırı kullanımın bakterilerin kendisinden daha tehlikeli bir risk faktörü olduğunun anlaşılmasına sebep oldu.

Filmi biraz ileri sararsak her şey için antibiyotik döneminden antibiyotik’ten sakınma dönemine geliyoruz. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü’nün antibiyotik rezistansına karşı önerilerinin başında sadece gerekli olduğunda ilaç kullanmak geliyor.

Aslında insan doğası tek başına bu süreci açıklamak için yeterli.

Modern toplumun en büyük vaadi bizi çalışmanın ve bedenimizin kısıtlamalarımızdan kurtarmak değil miydi? Eğer bir hap alarak tüm enfeksiyonlardan korunabiliyorsanız, neden kendinizi koruma zahmetine girelim ki?

Belki doğal doğamız belki de mutasyona uğramış yeni doğamızın istediği şey bu. Anlık az acılı çözümlerle dikkat etme yükünden kurtulmak.

Ekonomik sorunlara çözüm olarak negatif faiz gibi para politikası araçlarını öne sürmek, beslenmeye dikkat etmek yerine tansiyon hapı kullanmaya benziyor.

Negatif faiz hangi sorunu çözer?

Negatif faiz uygulaması merkez bankalarının ticari bankaların hesaplarına eksi faiz uygulaması demek. Yani bankalar merkez bankasında tuttukları fazla rezerv için faiz almak yerine faiz ödemek durumunda kalacaklar.

Negatif faiz politikasının da dahil olduğu parasal genişleme politikaları, merkez bankalarının para yaratarak piyasadan tahvil bono gibi varlıkları satın alarak, bu varlıkların fiyatını artırıp bankaların ve yatırımcıların gerçek ekonomiye yönlendirilmelerini amaçlıyor.

Normal piyasa koşullarında hayatta kalmayacak iş fikirleri bu anormal düşük faiz ortamında karlı olabildikleri için ekonomi canlanıyor.

Ama piyasanın normale dönmesi durumunda faiz ve dolayısıyla borçlanma maliyetlerinin artması ticari işletmelerin borçlarını yenileyememesi ve ek finansal maliyetler altında ezilerek faaliyetlerine son vermeleri riskini de barındırıyor.

Bu politikanın hedefine ulaşması durumunda, bankalar rezerv fazlalarını piyasaya daha fazla kredi verecekler ve hizmetle ürünlerin karşılığı olan paranın miktarı artacak.

Yani tasarruf düşürülerek tüketim ve yatırım artacak. Ancak arka planda, bu müdahale sonrasında oluşacak belirsizliklerin maliyetinin ne olacağını ise maalesef kimse bilmiyor.

Faiz kavramı paranın zaman değerini belirleyerek, paraya sahip olanlarla paraya ihtiyaç duyanların buluşabilecekleri ortak bir değeri tanımlıyor.

Ancak bu denklemin zaman bacağında, David Howden’ın bahsettiği temel bir sorun bulunuyor: Zaman fazla–az arasında giden bir değer değil.

Zamanda sadece önce ve sonra söz konusu.

Eğer tüm ekonomi bu faiz ortamının sürekliliği üstüne şekillenirse, günlük hayatta da bazı sektörlerin ortadan kalkması ya da bazı sektörlerin aşırı büyümesi gibi yan etkiler ortaya çıkacaktır.

Daha fazla parasal genişleme ABD ekonomisinde yarattığı belirsizliklere ek olarak, cari açık veren ülkelerin ekonomisinde piyasa koşullarından kaynaklanabilecek şokların da etkisinin büyümesine sebep olacak.

Merkez bankacılığının en temel iletişim sorunlarından biri, kullanılan ilaçların önleme mekanizmasının önüne geçmesi.

Tüm gündem maddelerine baktığımızda hangi aracın mevcut sorunu çözmede etkili olacağı konuşuluyor. Parasal genişleme kesin ama hangi yol seçilmeli…

Peki ya para politikası bağışıklığı yaratan para politikalarına ne demeli?