Oyuncu Menderes Samancılar bugünü 12 Eylül ile kıyasladı: 'Bu toplum çürüyor'

 


mimi_kelleMİNEZ BAYÜLGEN

bayulgenminez@gmail.com

menderes afis
Kısa süre önce ‘Yanmış Orman Kokusu’ adlı şiir kitabını yayınlayan Samancılar, Çekya’da düzenlenen Karlov Vary Festivali’nden de yeni döndü. Samancılar, yönetmenliğini Kıvanç Sezer’in üstlendiği filmde bir inşaat işçisi rolünde.

Darbe girişiminin ardından başlatılan ‘cadı avı’yla sol kesim tehdit altında tutuluyor. Yakın zamanda sanat da bu avdan nasibini almaya başladı. Önce İBB Şehir Tiyatroları’ndan oyuncu ve yönetmenler görevlerinden uzaklaştırıldı, sonra da Devlet Tiyatroları, 2016- 2017 sezonunda ‘milli ve manevi duyguları’ pekiştirmek amacıyla yerli oyunlarla açacağını duyurdu.

CHP’nin Taksim Miting’inde cesur ve umut dolu bir konuşma yapan oyuncu-yazar Menderes Samancılar’a, hala umutlu olup olmadığını, sanatın ve sanatçıların maruz kaldığı baskıları, edebiyatçı Aslı Erdoğan için yürütülen kampanyayı sorduk.

Samancılar, “Bu cadı avıyla birlikte toplum çürüyor” dedi.

‘Sanat dünyasında otosansür dönemi yaşıyoruz’

15 Temmuz darbe girişiminin ardından CHP’nin Taksim Mitingi’nde bir konuşma yaptınız. “Kardeşçe durmamız için darbe teşebbüslerini beklememiz gerekmiyor. Bu başarısız girişim hepimize ders olsun” dediniz. Ders alındı mı sizce?

Derse yakın şeyler alındı… Mesela darbeye karşı hiçbirimiz siyasi ayrım yapmadık, dik durduk. Ama artık bu birliktelik soğudu. Çünkü bir ‘cadı avı’ başladı. Bu cadı avıyla birlikte de toplum çürüyor!

Yazar Aslı Erdoğan bile tutuklandı. ‘Aslı Erdoğan içerdeyse biz dışarda değiliz’ soganıyla bir kampanya başlatıldı. Bu kampanyaya, oyuncular arasından sadece siz ve Ahmet Mümtaz Taylan destek verdiniz. Bu sessizliği, tepkisizliği nasıl açıklıyorsunuz?

Mecburi bir otosansür dönemi yaşıyoruz. Şimdi herkes kendi ölçüsü ve çapı kadar mücadelesini veriyor. Öyle sancılı bir dönem ki, iki dudak arasından çıkan her şeye dikkat ediliyor. Bu yüzden kimseyi neden tepki vermiyorsunuz diye eleştiremiyorum.

minez-1

Kürt sorununa ‘demokratik çözüm’ öneren dünyaca ünlü romancı Aslı Erdoğan’ı hapse atan iktidar sizce ne mesaj vermek istedi?

Mesaj basitti: “Herkes ayağını denk alsın!”

12 Eylül’de bile yabancı oyun yasaklanmadı

Baskılar giderek artıyor, yasaklar her yanı sarıyor. Devlet Tiyatroları, 2016- 2017 sezonunda yalnızca yerli oyunların sahneleneceğini duyurdu. Amaçsa, ‘Milli ve manevi duyguları pekiştirmek’  olarak açıklandı. Sanatın yerlisi yabancısı olur mu? 

Olmaz. Savaş karşıtlığı, barış isteği ve insan hakları ne kadar evrenselse, sanat da o kadar evrenseldir. Ortada kültür alışverişi var bir kere. Biz yabancıları, onlar da bizi okuyor.

Yalnızca Türk yazarların eserlerini bize izletecek olan Devlet Tiyatroları neyi amaçlıyor? 

Kendi içimize kapanalım isteniyor. Peki, bütün dünyaya kapatalım sanatın, tiyatronun kapılarını. O zaman niye Rusya ve ABD ile işbirliği yapıyoruz? Niye o kapıları da kapatmıyoruz?

12 Eylül’de de bu tür uygulamalar olmuş muydu?

Hayır, böyle bir dönem yaşamadık. Evet, kitaplar yasaklandı, yakıldı ama sadece yerli oyun dayatması hiç yapılmamıştı. Bu kez teknik bir arıza yaşandı bence ve çok tepki çekti. Bu yüzden Devlet Tiyatroları yönetimi de bu yanlıştan dönecektir.

Devlet Tiyatroları’nın, Turgut Özakman ve Tuncer Cücenoğlu gibi bazı yazarların eserlerini sansürlediği belirtilmişti. Devlet Tiyatroları yerli sanatçılarını hangi kriterlere göre seçiyor?

Bakın, bu ülkede bir sansür dönemi yaşanıyor. Bu durum artık beni, onu aştı. Tek tek kişileri aştı. Eğer bir ülkede sanat ve sanatçılar özgür değilse, her iki cümleden birine yasak getiriliyorsa, o ülkede özgürlükten ve demokrasiden bahsedemeyiz. Ve en önemlisi de, sanatçısı özgür olmayan bir ülkenin zaten halkı da özgür olamaz.

Yakın zamanda yeni bir KHK ile İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çok sayıda oyuncu ve yönetmen açığa alındı. Türkiye tarihinde sanat neden sürekli baskı ve sansüre maruz kalıyor?

Sanat yapı itibariyle solcudur. Bu ülkenin geçmişine baktığınızda sol daima kenarda bırakılmıştır. Her zaman yasak ve baskılarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu halka solu tanıtmak hiç kolay olmadı.

Bizde iktidarlar neden daima önce sanatçıları hedef alıyor, onları susturmaya çalışıyor?

Sol temel itibariyle aydınlanmayı getirir, ufku açar, yarınları verir. Sanat da bu çizgisiyle her zaman yöneticilerin karşısında durur. Bugün iktidara sol bir parti gelse de bu değişmez.

minez 3

‘Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış’

Ne yaşanır, ne olur?

Sanat ona karşı da muhalefet eder. Sanatın görevi yanlışlara parmak basmaktır. Ayrıca bu ülkede sadece sanatın değil, her şeyin temelinde yasaklar yatıyor. Mesela sanatın var olabilmesi için önce özgür basın gerekir. İkisinde de kalem ve beyin çalışır. Basın özgür olmayınca sanat nasıl özgürlüğüne kavuşabilir ki?

Peki, Türkiye’deki sosyal demokrat ve sol siyaset sanatçılara sahip çıkıyor mu?

Bu topraklarda uzun zamandır öyle bir kaos yaşanıyor ki, sanatçılara sahip çıkmaya sıra bile gelmiyor.

Özgürlükten, mücadeleden bahsediyorsunuz ancak Türkiye’de mücadele veren sanatçıların sayısı yok denecek kadar az. İtirazı, derdi olmayan, eşitlik ve özgürlük için el kaldırmayan sanatçı olabilir mi? 

Sanatçı toplumun bir adım önünden gitmek zorundadır. Sanatçı yol göstericidir. Ancak kilitlenmiş bir süreç yaşıyoruz. Tavrından, duruşundan dolayı işsiz kalan çok sanatçı var. Ama bunlar da geçecek. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, hangimize kalacak ki.

Yeni Türkiye topla tüfekle kurulmaz

Tiyatrocu Sevinç Erbulak, “Sanat korkakların işi değildir” dedi. Bugün sanat kimlerin elinde?

Bugün sanatçı, yazar, gazeteci olmayı göze almak lazım. Bütün bu meslekleri yapmak gerçek bir cesaret işi oldu. Oysa toplum bu değişimlerin farkında bile değil. İmam Hatipler açılıyor, duble yollar yapılıyor. Tamam yapılsın ama bu ülkede sanat yapılamıyor.

12 Eylül’de Disk’e bağlı Sine-Sen’in yöneticisi olduğunuz için 36 yıl hapis istemiyle yargılandınız. O zaman da toplum bu kadar korkuyor muydu?

Bugünkü korkularla o zamanki korkular farklıydı. 15 Temmuz’dan önce korkmayanlar bugün en çok korkanlar oldu. Bugün cesur olanlar yarın korkudan ölebiliyor.

Türkiye tarihinde sanat hep sansüre uğradı, sanatçılar yıldırılmaya çalışıldı. O dönemlerle bugünü kıyasladığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?

Hangi iktidar gelirse gelsin Türkiye’de hiç bir dönemde sanat yeterince özgür olmadı. İktidarlar, bir ülkeyi topla, tüfekle, parayla, güçle yukarı taşıyamacaklarını bir türlü anlayamadı. Bir ülkeyi dünyaya en iyi şekilde tanıtmak mı istiyorsunuz. Önce sanatınıza sahip çıkacaksınız. Sanata biraz değil, dünyadakilerin verdiği önemin 100’de birini versek, geleceğin Türkiye’si işte o zaman kurulur.

Toplum yüzündeki lekeyi görmek istemiyor

Arama motoru Google’da isminizi yazınca, hakkınızda en çok “Menderes Samancılar Ermeni mi”, “Menderes Samancılar Kürt mü”  diye aratıldığı göze çarpıyor. Sanatçıların kimlikleri çok mu önemli? 

Bizim kültürümüzde kimlik çok önemsenir. İnsanlar o Ermeni mi, bu Kürt mü diye sorguluyorsa zaten durumumuz endişe verici demektir. Bizi bu hale nasıl getirdiler, biraz da buna bakmak lazım. Kardeşiz hepimiz. Savaşlara girmiş, aynı ekmeği yemişiz daha ne olsun…

‘Yanmış Orman Kokusu’ adlı şiir kitabınızda Suruç’u, Berkin Elvan’ı, ölen çocukları anıyorsunuz. İlhamınızı Türkiye’nin siyasi gündeminden mi alıyorsunuz? 

Kalemlerimiz Türkiye’nin acılarından besleniyor. Biz de acıların ortasındayız işte.

Türkiye sinemasına gelecek olursak… Bu toplumun yaşadığı travmaları deşen, gerçekleri perdeye aktaran yapımlar neden çekilmiyor da kaçış sineması yapılıyor?

Birincisi, halkın gülmeye ihtiyacı var. İkincisi de sanat filmi sıkıcıdır algısından dolayı. Bizim seyirciyi gerçekler rahatsız ediyor. Toplum, yaşadığı sistemden rahatsız olduğunda gerçekleri perdeye yansıtan filmleri görmek istemiyor. İnsanın ilerleyen yaşlarda en sevmediği şey aynalardır. Sanat da öyle.

Nasıl?

Sanat da ayna gibidir. Topluma aynayı çeviriyorsun, yüzündeki lekeyi gösteriyorsun, bin yıldır yanağında bir façası var ve farkında değil, “Sen burdasın işte” diyorsun. Ama istemiyor. “Beni rüyalarımla bırak” diyor.

‘Sanatı susturamazsınız’ minez 2

Sinema bugünkü gerçeklere sırtını dönerek nasıl var olabiliyor?

Var olacak. En karanlık dönemlerde en güzel işler çıkar. Sinema bu ülkenin toprağıdır. Buradan yabani otlar, güller çıkar ama ısırganlar da çıkar. İyi filmler de bu ülkenin ısırganlarıdır. Isırgan, bahçelerin en şifalı bitkisidir. Canını yakar ama kendine gelirsin.

Bu korku ve kaos ortamında Türkiye’de sanat nasıl yapılacak?

Yapılacak. Yapılmak zorunda. Sanat yabanidir bir kere. İstediğin kadar üzerini ört, mutlaka çıkacak bir yarık bulur. Varsın yeterince sanatçı direnmesin. Sanatın kendisi özgürlük, hak, eşitlik ve kardeşlik mücadelesidir zaten. Onu susturamazsınız.

2012’de verdiğiniz bir söyleşide, “Bu ülkede barıştan, kardeşlikten söz etmek her zaman güç olmuştur” dediniz. 2016 Türkiye’si size şimdi neler vaat ediyor? 

Bu ülkede her gün ölüm var. Ha Türk, ha Kürt! Hangisinin ölümü bize bir şey kazandırıyor? Daha yeni Vedat Türkali’yi uğurladık. Doğumundan ölümüne dek sadece ‘halkların kardeşliği’ ve ‘barış’ için yaşadı. Biz de öyle yaşıyoruz. Ama canımızdan ciğerimizden de kaybedip duruyoruz.