Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kendini epeydir hissettiren görüş ayrılığı gitgide belirginleşmeye başladı. Bunun öyle kendiliğinden ortaya çıkan bir şey olduğu kanısında değilim. Elbette önemli bir mizaç farkı var. Elbette değerlendirme ölçütleri, sorunlara yaklaşım üslûbu gibi konularda farklılıklar var. Ama bunların ötesinde, birbiriyle uyuşmayan “iki tarz-ı siyaset” olduğunu topluma göstermek üzere bilinçli bir tavır alış olduğunu sanıyorum.
Başbakan zaten kendisinden farklı görüş açıklayanları azarlamak ve doğru yolu göstermekte hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Son dönemde, çeşitli durumlarda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, “Ben öyle düşünmüyorum,” demekten sakınmıyor. Örneğin bu “twitter” konusu bunlardan biri. Başbakan “saygı” duymadığını ilân ederken (yani, Anayasa Mahkemesi hikâyesi) Cumhurbaşkanı da “gurur” duyduğunu açıklıyor.
Mart seçimini bitirdik: Önümüzde Cumhurbaşkanı seçimi. Herkes şimdiden tahminlere, yorumlara başladı. O bitince genel seçim muhabbeti başlayacak. Ne zamandır söylüyoruz zaten. Bayağı uzun sürmesi mukadder bir gerilim sürecine girdik.
Gezi olaylarından bu yana, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aldığı tavrın, AKP’nin bütününü, hele bu partinin oy tabanının bütününü temsil etmediğini düşünüyorum. O zamandan bu zamana Erdoğan her yeni olayda daha “nev-i şahsına münhasır” bir tepki vermekten geri kalmıyor. Tabii onun bu üslûbunun gönüllü alıcısı bir kesim var. Ama aynı zamanda, bildiğimiz, “önderin çerçevesinde kenetlenme” gibi tavırlar da işliyor. Bunun da süreceği belli. Ama AKP içinde “ikinci tarz-ı siyaset” ortaya çıkmış durumda gibi görünüyor.